Bizimle iletişime geçin

Genel Kültür

Akasya Ağacı Hakkında Genel Bilgi

Fabaceae (Baklagiller) familyasına ait olan Akasya ağacı (Acacia), çoğunlukla yeşil yapraklı ve dikenlidir. Avustralya başta olmak üzere (yaklaşık 300 tür) sıcak ılıman ve yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişir. Akasyanın 600 türü vardır.

Akasya Ağaçları Genel Özellikleri

Fabaceae familyasına ait olan akasyalar doğada genellikle ağaç, nadir olarak da ağaççık ya da boylu veya bodur çalı olarak bulunurlar. Bazı akasya türleri yaz kış yeşilliklerini korumaktadır. Bununla birlikte yaprakları kış aylarında dökülen akasya türleri de mevcuttur. Yine bazı akasyalarda diken bulunurken bazılarında da bulunmaz. Yaprakları çoğunlukla bileşik tüysü yaprak durumundadır. Yani birçok yaprakçıktan oluşur. Bazı akasya türlerinde ise tüysü yaprak yerine ince ve uzun flokladlar görülmektedir. Uzunca saplı yaprakları çoğunlukla genişlemiş durumdadır. Akasyanın çiçekleri çok hoş kokuludur ve küçük olan bu çiçeklerin rengi genellikle sarı, bazen beyaz ya da kırmızıdır. Dörder parçalı olan örtü yaprakları çanak ve taç olarak ayrılmıştır. Ercikleri çok sayıdadır. İpçikleri uzundur. Çiçekler başçık ya da başak kuruluşunda toplu durumda bulunur. Akasya ağacının meyveleri bakla durumundadır.

Akasya sert bir ağaçtır.Dokusu sıkı ve sağlamdır. Esnektir, yarılmaya karşı büyük bir direnç gösterir. Vurulmaya ve sürtünmeye karşı direnci yüksektir. Zor işlenir. Değişik hava koşullarında bile en dayanıklı ağaçlardan biridir. Böcekler ve mikroorganizmalar tarafından kolayca yıkımlanmaz. Rendelendiğinde düzgün ve parlak bir yüzey verir. Yağlı olduğu için özellikle su boyaları ile zor boyanır.

Dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde bulunurlar. Tersiyer devrinde Orta Avrupa’da da yerli olarak bulunmakta iken bugün daha dar bölgelere yayılmış bulunmaktadır. Özellikle Avustralya’da, Afrika’da Sudan’da ve güney bölgelerinde, Orta Amerika’da, Asya’nın tropik bölgelerinde yetişen türleri vardır.Akasya ağacının ilk yaşadığı yer Karolin ve Virjinya sınırları dahilinde ‘galleghanv’ dağlarıdır. Bu ağacı Avrupa’ya ilk tanıtan kişi ‘Jan Ruben’dir.

 

Akasya ağacı çeşitleri ( Akasya – Acacia cinsinin bazı türleri) 

Akasya ağacı çiçekleri

Acacia abeileyana F. Muell

Avustralya’da yetişen bu akasya türleri kireci sevmez. Boyları 3 metreye kadar erişebilen, yaz ve kış yeşil olarak kalan ağaççık ya da çalı durumundaki akasya türleridir. Dalları mavimsi boz renkte ve tüysüz olup çoğunlukla sarkık durumdadır. Yapraklar 4-5 cm. uzunlukta, katlı tüysü yapraklar şeklindedir. Yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, açık mavimsi renkte, çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde olan 20-30 çiçekten oluşmuş 5-10 cm. boyda salkım kuruluşunda toplanmış olup altın sarısı rengindedir.

Acacia dealtbata

Avustralya, Tasmanya bölgesinde boyu 30 metreye kadar uzayabilen, yaz – kış yeşil ağaç ve ağaççık durumunda bulunan akasya türüdür. Gövde ve ana dallarda kabuk düzgün ve açık boz rengindedir. Sürgünler ince, sık ve gümüş renginde, tüylü olup köşelidir. Filokladiler bulunmaz, yapraklar 7-12 cm. uzunlukta, katı tüysü yaprak durumunda, yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, taze iken yumuşak, gümüş renginde tüylü ve mavimsi yeşil renktedir. Çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde, güzel kokulu, sarı renkte ve çok çiçekli bileşik salkım kuruluşunda toplanmıştır. Kıştan bahar aylarına kadar çiçekli olarak görülür. Ilıman bölgelerde yetiştirilebilir. Buralarda 20 metre kadar boylanabilir. En çok tanınan ve yetiştirilen bir akasya türüdür. Çok erken, Ocak-Mart da çiçek açar. Soluk sarı renkli küre biçimindeki çiçeklerden birçoğu bir araya gelerek bol çiçekli kurulları oluştururlar. Bu akasyanın bir alt türü olduğu sanılmaktadır.

Vatanı Avustralya, Tasmanya’dır. Fakat uzun zamandan beri Güney Avrupa’nın park ve bahçeleri ile Orta Avrupa’da süs bitkisi olarak kültüre alınmış, hatta Güney Avrupa’da yer yer yabanlaşmış, naturalize olmuştur. Türkiye’nin sahil şehirlerinde, özellikle İstanbul’da adalardaki bahçelerde çok görülür. Kış sonları, bahar başında çiçekleri İstanbul’daki çiçek pazarında yanlış olarak ‘mimoza’ diye satılır. Dekoratif bir park bitkisi olan bu akasya türü Türkiye’nin hemen bütün kıyı şehirlerinde yetişebilir.

Acacia fornesiana(L.) Willd

Vatanı Dominik Cumhuriyeti olan bu tür ufak bir ağaç veya 3-4 m. Boyunda bir çalı halindedir. Yapraklar iki katlı tüysüdür. Kulakçıkları dikene değişmiştir. Ilıman iklime sahip olan yerlerde süs bitkisi olarak Kuzey Afrika’da, Güneybatı Avrupa’da, özellikle Cezayir’de büyük ölçüde yetiştirilmektedir. Açık sarı renkli kokulu çiçekleri destile edilerek farmaside kullanılmaktadır. İstanbul adalarında bu türe, az sayıda da olsa rastlanır. Mahalli halk ‘Amber’ adını vermektedir. Aynı gruptan yani kulakçıkları dikene dönüşmüş durumda olan akasyalardan A. Catechu Willd. Türünün çiçekleri salkım kuruluşunda toplanmış olup yuvarlak başçık görünüşündedir ve sarı renktedir. Acacia senegal Willd. Türünde ise gene salkım kuruluşunda toplanmış bulunan başçık görünüşündeki çiçekler beyaz renktedir.

Acacia cyanophylla Lindl

Kalın dallı, yuvarlak tepeli bir akasya ağacıdır. Gövde ve kalın dalların tanence çok zengin, koyu renkli düzgün bir kabuğu vardır. Tüysü yapraklar körelmiştir. Yaprak sapları 20-30 cm. ye ulaşabilen mavi-yeşil dar şerit halini almıştır. Çiçekler küçük, başçıklar oluşturacak şekilde bir araya toplanmıştır. Toprak ve nem isteği fazla olmadığı halde hızlı bir büyüme yaptığından vatanı dışında ağaçlandırılmalarda, özellikle sahil kumullarının durdurulmasında büyük ölçüde kullanılmaktadır. Olağanüstü kuvvetli kök ve kütük sürgünü yapma özelliğine sahiptir. Vatanı Batı Avustralya’dır. Güney Avrupa’da naturalize olmuştur. Akdeniz çevresinde çok yetiştirilmekte, Kıbrıs adasında kumulların durdurulmasında faydalı noktadır. Bugün Güney Anadolu’da , Antalya, Manavgat dolaylarında da aynı şekilde kullanılmaktadır. Tohumları Ada’ dan getirildiği için, Antalya’da mahalli olarak “Kıbrıs Akasyası” adı verilmektedir.

Acacia longifolia Willd

9 metre kadar boylanabilen ağaç, ağaççık ya da çalı durumunda bulunur. Sürgünleri tüysüz olup köşelidir. Yaprakları 15 cm. kadar uzunlukta, dar mızrak biçiminde, yassıca yaprak sapı görünüşünde, sert, derimsi olup sarımtırak yeşil renktedir. Yaprak boyunca uzanan 3 ya da 4 damar bulunur. Çiçekler açık sarı renkte ve yaprakların koltuğunda, silindir görünüşünde olan başak kuruluşunda, bakla durumunda olan meyve 10 cm. kadar uzunluktadır. Avustralya’da , Tasmanya’da yerli olarak bulunur.

Acacia melanoxylon R. Br

Mobilyacılık sektöründe ve yol ağaçlamalarında kullanılan bu türü 25 – 30 metreyi de geçen bir boya erişmektedir. Geniş ve yuvarlak tepeli ağaçlardır. Avustralya güneyinde ve doğu bölgelerinde yerli olarak bulunması yanında başka ülkelerde de yetiştirilmektedir.
Sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar 13 cm. ye kadar uzunlukta, nispeten etlice, eğri kılıç görünüşünde, yaprağın ucu ve tabanı dardır. Uzunlamasına 3-5 belirgin damar bulunur. Genç bitkiler de katlı tüysü yapraklar görülür. Çiçekler güzel kokulu ve yuvarlakça başçık durumunda olup sarı renktedir. Yaprakların koltuğunda salkım kuruluşunda bulunur, kuruluşta az çiçek vardır. Bakla meyve 5-10 cm. uzunlukta, yassı ve eğricedir.

Acacia verticillata Willd

Ana vatanı Avustralya’da, Tasmanya’dır. Bu bölgelerde 9 metreye kadar boy atabilir. Güzel görünüşü nedeniyle süs bitkisi olarak değerlendirilmektedir. Akdeniz ülkelerinde ve ülkemizde de özellikle ılıman bölgelerde açıkta yetiştirilmektedir.
Ağaç, ağaççık ya da sık görünüşlü çalı durumunda bulunur. Yeni sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar altışar yapraklı çevrel durumda olup sivri uçlu, düz, dar yaprak sapı görünüşünde, yumuşak oldukları için batıcı değildirler. Çiçekler sarı renkte, yaprakların koltuğunda, salkım kuruluşunda bulunurlar. Çiçekli zamanı Nisan-Mayıs aylarıdır. Bu türde çiçekler yuvarlak olmayıp silindir görünüşündedir.

Akasyanın Faydaları (Akasyanın kullanım alanları) 

Akasya ağaçlarının kullanım alanları son yıllarda giderek artmaktadır. Hızlı büyüme özelliklerinden dolay ağaçlandırmalarda, özellikle vatanları dışındaki ılıman iklimlere sahip yerlerde, örneğin, Akdeniz çevresinde kumulların durdurulmasına hizmet etmektedirler. Akasyanın Avustralya, Doğu Hindistan, Afrika ve Amerika’da yayılmış olan birçok taksonları vardır. Bunlardan bazılarından elde edilen zamkın kullanılışının çok eski bir geçmişi vardır. Bu, Mısırlılar tarafında daha İsa’nın doğumundan önce 17. Yy. da kullanılmakta idi. En temiz ve makbul olan zamk; A. Senegal Willd., A. Glaucopylla Stend., A. Abyssinica Hochst., A. Decurrens Willd. Türlerinden elde edilir.

Acacia arabica Willd. Türünün henüz olgunlaşmamış olan meyveleri tanence çok zengin olduğundan aynı meşelerden elde edilen mazılar gibi, siyah ve kahverengi boyaların yapımında kullanılır. A. Melanoxylon R. Br.’ın ise çilek gibi güzel kokulu kıymetli odunu vardır. Akasya ağaçları kokulu ve mezbul çiçek açmasından arıların istifadesinde mevkii bulunması nedeniyle Balkanlarda bal piyasalarında Akasya balının daha yüksek fiyatla satıldığı öğrenilmiştir. Akasya ağcının çiçeğinden kokulu şurup ve kolonya yapılmaktadır.

Akasya ağacı ürünü olan tohum kapsülleri ile birlikte ve henüz kapsüller yeşil renkte olduğu zaman taze olarak veya sonbahardan sonra kuruduğunda ılık su ile ıslatılarak yumuşadığında bakla ve fasulye gibi yem olarak koyun, keçi ve ineklere verilir.

Tropik Afrika kökenli olan Acacia senegal’den, yapıştırıcı madde ve mürekkep yapımında, eczacılıkta, şekercilikte ve başka sanayi dallarında kullanılan Arap zamkı elde edilir. Akasya ağaçlarından çoğunun gövde kabuğu, sepicilikte, eczacılıkta ve boya, mürekkep gibi bazı ürünlerin yapımında kullanılan tanen açısından zengindir. Az sayıda bazı akasya türlerinin ise odunu değerlidir. Bu türlerin başlıcaları Avustralya kökenli Acacia melanoxylon ile yarran ( Acacia homalophylla ) ve Hawaii kökenli Acacia Koa’dır.

Ana yurdu A.B.D’nin güneybatısı olan ve buradan Hindistan ve Avrupa’ya yayılan Acacia farnesiana, parfüm yapında kullanılan güzel kokulu sarı çiçekler verir. Avustralya türlerinin pek çoğu, çiçeklerin hoş görünümü nedeniyle süs bitkisi olarak dünyanın hemen her yanına yayılmıştır.

Ülkemizde ve birçok Avrupa ülkesi ile A.B.D’ de akasya adı ile bilinen beyaz salkımlı ağaçların gerçek akasya olmadığı belirtilmektedir. Bu bakış açısındaki botanikçiler, gerçek akasyalarla aynı cinsten olmayan bu ağaçları yalancı akasya ( Robinia pseudoacacia ) olarak adlandırmaktadır. Boyları 20-25 metreye kadar ulaşabilen bu gösterişli ağaçlar, gölge vermesi için yol kenarlarına, park ve bahçelere dikilmektedir. Çiçeklenme zamanında sarkık salkımlar halinde kümelenen küçük beyaz çiçekleri de çevreye tatlı ve baygın bir koku yayar.

Gerçek akasyalar güzel görünümleri dışında odunundan özsuyuna kadar hemen her şeyinden yararlanılan çok değerli ağaçlardır. Güney Afrika, Avustralya ve öbür tropik ülkelerdeki büyük tarım işletmelerinde bu ağaçlar özel olarak yetiştirilir. Avustralya yerlileri, mulga ( Acacia aneura ) adını verdikleri bir akasya türünün dallarından mızrak sapları ve bumerang yaparlar. Akasya yaprakları ve meyveleri hayvan yemi olarak da kullanılmaktadır.

Tamamını Oku

Genel Kültür

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi (İletişim Müzesi)

İnsanın var olabilmesi için iletişimin önemi çok büyüktür. Farklı yöntemlerle geçmişten bugüne bilgi aktarımı iletişim ile yapılmıştır. İnsanlar iletişim kurmak için pek çok farklı yöntem ve araç kullanmışlardır. Bu yöntemleri geliştirerek bilgi birikiminin aktarımını sağlamışlardır. Böylece dünya üzerindeki varlığının köklerini derinleştirmişlerdir.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi; iletişim alanında uygulamalı öğrenmeyi sağlayan ilk ve tek müzedir. Ankara’nın Altındağ ilçesinin Aydınlıkevler semtinde bulunan, iki sergi ve bir uygulama salonundan oluşan bu müzede 402 parça eser sergilenmektedir. Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) Genel Müdürlüğünün yerleşke alanı içindedir. Asıl hedef kitlesi eğitim kurumları olmakta olan bu müze tüm yaş gruplarına hitap ediyor. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. Ziyaretçilere rehberlik yapan bir çalışan tarafından bilgilendirilerek ve uygulamalara katılarak geçen zamanın farkına varmıyorsunuz.

 

Müze olarak kullanılan bina, 1928 yılında Telsiz İstasyonu olarak inşa edilmiş ve 1951 yılına kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu işlevini sürdürmüş. 1956 yılına kadar Telsiz İstasyonu Misafirhanesi ve Lojmanı olarak da kullanılmış. Telsiz İstasyonu’nun taşınmasından sonra, bina 1956 yılında PTT Merkez Tamir ve Bakım Atölye Müdürlüğü olarak hizmet vermiş ve burada PTT’nin motorlu araçlarının tamir ve bakımı yapılmış.

Bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan bina 1998-2001 yılları arasında restore edilmiş, birinci katı Türk Telekom Eğitim ve Meslek Geliştirme Başkanlığı’nın idaresinde müze olarak 24 Nisan 2002 tarihinde ziyarete açılmış.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Bölümleri

Giriş, iki sergileme salonu ve uygulamalı eğitim salonu olarak tasarlanan müze, tek kat üzerinde iç içe geçmiş salonlar şeklinde düzenlenmiş. Girişten devam eden ilk sergi salonunda eski dönemlere ait telefon abonman sözleşmeleri ve telekomünikasyon ile ilgili eski evraklar bulunuyor. Abonman sözleşmeleri Adnan Menderes ve Zeki Müren gibi tanınmış kişilere ait. “Haberleşmede İz Bırakanlar” başlığı altında Ahmet Şükrü Bey’den günümüze ülkenin resmi haberleşme işlerinde adı geçen nazır, müdür ve diğer yetkililerin fotoğraflarına yer verilmiş. Atatürk’ün 1930 yılında Telgraf Müdürlüğü’ne hediye ettiği ve Ankara Radyosu’nun uzun yıllar saatleri ona göre ayarladığı duvar saati, eski telgraf aletleri ile Türksat Uydusunun ve Radyo Verici Kuleleri’nin büyük maketleri de bu salonda sergileniyor.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi 1

Osmanlı PTT Nazırlığı ile Erkanı Harbiye Reisliğinin imzaladığı Hususi Hat Sözleşmeleri, Dersaadet Telefon Şirketi’nin düzenlediği sözleşmeler, Fevzi Çakmak, Adnan Menderes, Şükrü Saraçoğlu, Alparslan Türkeş, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Zeki Müren gibi ünlü siyaset, devlet adamı ve sanatçıların telefon abonman sözleşmeleri ile kuruma gönderdikleri dilekçeler camekanların ardında. Müzede ayrıca; Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi Telefon Rehberi, 1940’lı 50’li yılların çeşitli illere ait telefon rehberleri, çeşitli dönemlere ait telgraf, teleks ve telefon makineleri ile ankesörlü, jetonlu telefonlar ve sahra telefonları yer alıyor. Dolapların içindeki ışıklandırma sistemi eserleri göz önüne seriyor, keyifle inceliyorsunuz. Eski dönemlerde posta taşıyan görevlilerin kıyafetleri de sergileniyor.

İkinci sergi salonunda mors cihazı, teleks, teleteks, çeşitli telefon makineleri ve ankesörlü telefonlar, manyetolu ve tuşlu ev telefonları, telefon kartları, ölçü aletleri ve santrallerde kullanılan cihazlar var. Geçmişe giderek o günleri anımsayıp bugünkü teknolojiye şaşırmadan edemiyorsunuz. Türkiye’de 1972 yılında hizmete sunulan ilk ankesörlü telefonunun yanında son teknoloji ürünü, e-posta gönderen, fotoğraf çeken ve video kaydeden multimedya ankesörlü telefon da bu bölümde. Ankesörlü telefonlar dikey ahşap panolarda asılı olarak, diğer objeler ise camlı ahşap dolaplar içinde sergilenmiş. Telefon kuyruklarında beklediğimiz o günler zaman tünelinde asılı kalmış sanki.

Müzenin uygulama salonu daha çok ilköğretim öğrencilerine yönelik iletişim araçlarının gelişimini öğretebilmek amacıyla oluşturulmuş. 2005 yılında Millî Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 4.sınıf öğrencileri için hazırlanan Sosyal Bilgiler ders kitabında yer alan iletişim konu başlıkları arasına Türk Telekom İletişim Müzesi’ni de eklemiştir. Bu nedenle telekomünikasyon haberleşmesinin gelişimini görebilecekleri şekilde geçmişte kalmış ve kullanılmakta olan cihazlar çalışır durumda sergilenmektedir. Öğrenciler bu salonda mors cihazı, telgraf ve teleks cihazı, otomatik ve yarı otomatik telefon santrali, faks cihazı, ankesörlü ve görüntülü telefonlar gibi geçmişten günümüze kadar kullanılmış olan iletişim araçlarını deneyebilmekte ve araçların gelişimini öğrenebilmektedir.

Binada, müzeden bağımsız olarak bir kütüphane ve depo bulunmaktadır. İletişim teknolojisinin tarihi boyutuna dokunarak ve uygulama yaparak gezilen bu müze görülmesi gereken en önemli müzelerden biridir.

Ankara Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Adresi

Turgut Özal Bulv. Samsun Yolu Kavşağı, Aydınlıkevler, Altındağ, Ankara

Yılda ortalama 15.000 kişi tarafından ziyaret edilen müze ücretsizdir. Hafta içi yalnızca mesai saatleri içinde açık olan müzeye öğrenci grupları randevu sistemiyle kabul ediliyor. Ayrıca resmi web sitesinde müzeyi sanal tur ile gezebiliyorsunuz.

Kaynak Link: https://www.bilgidemeti.com/turk-telekom-telekomunikasyon-muzesi/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Kutup Yıldızı, Demirkazık

Bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktığımızda atlas bir örtüye serilmiş bize göz kırpan milyarlarca yıldız görürüz. Ama içlerinden bir tanesi en parlağıdır. Hemen dikkatimizi çeker. Küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı. Kuzey kutbuna çok yakın olduğundan bu ismi almıştır. Bilimsel adı Polaris’tir. Dünya’nın dönme ekseni Kutup Yıldızı’nın çok yakınından geçtiği için Kuzey Yarıkürede neredeyse gökyüzünde hareketsizmiş gibi gözlenir. Bu yüzden gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir. Bu özelliği nedeniyle tarih boyunca yön bulma ve seyir amacıyla kullanılmıştır.  Demirkazık, Kuzey Yıldızı gibi isimler de alır. Bize her daim kuzeyi gösteren Kutup Yıldızı, aslında üç farklı yıldızdan oluşan bir takımyıldızıdır. Küçük Ayı takımyıldızı arasında bulunan Kutup Yıldızı dediğimiz üçlü; Polaris A, Polaris Ab ve Polaris B yıldızlarından oluşmaktadır.

Gökyüzünde Kutup Yıldızı’nı Nasıl Buluruz?

Kutup Yıldızı’nı  ışık kirliliğinin yoğun olmadığı bir bölgede, gökyüzünde çıplak gözle kolaylıkla bulunabiliriz. Öncelikle Kutup Yıldızı’nın Küçük Ayı Takımyıldızının en parlak yıldızı olduğunu hatırlayalım. Parlak yıldızlarına odaklanıldığında, Küçük Ayı Takımyıldızı kepçe veya tava görünümüne sahiptir. Bu tavanın sapında Kutup Yıldızı yer alır. Bu rehber yıldızı bulmak için Büyük Ayı Takımyıldızının parlak iki yıldızı olan Merak ve Dubhe yıldızları da kullanılabilir. Büyükayı takımyıldızının oluşturduğu tava şeklinin gövdesinin sonundaki iki parlak yıldızı (Dubhe ve Merak) birleştiren hayalî doğruyu takip ederek, bu iki yıldız arasındaki mesafenin yaklaşık beş katı kadar ileride Kutup Yıldızı bulunur. Güneş’ten yaklaşık 2450 kere daha büyüktür. Diğer yıldızlara göre rengi sarıya dönüktür. Kendisini en parlak yıldız olarak bilsek de aslında en parlak 50. yıldızdır. Kutup Yıldızı sadece kuzey yarıküreden görünür. Güneyhaçı takımyıldızı, güney yarıkürede bulunanlara kabaca güney yönünü gösterir.

Pole Star, Kutup Yıldızı Demirkazık

Kısacası, Kuzey Yarıkürenin referans yıldızlarından olan Kutup Yıldızı, üç bileşenli, çoklu yıldız sistemidir. Bu sistemin parlak yıldızı, yaklaşık 70 milyon yıl yaşında, bir sarı süper-dev yıldızdır ve Polaris A olarak bilinir. Biz çıplak gözle sadece Polaris A’yı görebiliyoruz çünkü diğer iki yıldız ondan 500 kattan daha fazla sönüktürler. Daima pusulanın kuzey ibresi doğrultusunda bulunur. Kutup Yıldızı, gökyüzünü tanımak isteyenlerin öğrendiği ilk gökcisimlerinden biridir.

Mitolojide Kutup Yıldızı’nın Yeri ve Anlamı

İnsanlar, geçmişten bugüne kadar gökyüzünü anlamlandırmaya çalışmıştır. Gökyüzünü izleyen insanlar, bu döngünün dışında gökyüzüne hâkim olduğunu düşündükleri ve sürekli görebilecekleri bir gökcismi aramışlardır. Kutup Yıldızı’nın en önemli özelliği neredeyse tam olarak Dünya’nın dönüş ekseni hizasında olması ve dolayısıyla kendisi her zaman sabit kalırken diğer tüm yıldızların onun etrafında dönüyormuş gibi görünmesidir. Yerinden ayrılmayan Kutup Yıldızı Türklerdeki evren algılayışının önemli simgelerinden biri olmuştur.

Uygurlar Kutup yıldızına “Altun Kazuk”, yani “Altın kazık” derlerdi. Diğer Türkler ise, ona genel olarak “Temir-Kazık” yani “Demir Kazık” demişlerdir. Türkler, Kutup Yıldızı’nı tıpkı bir çadırın tepesini havada tutan merkez direğine benzetmiş ve ona “göğün direği” ismini vermişler. Türklerdeki evren anlayışının ilk adımı olarak görülen Kutup Yıldızı’nın etrafında ayın, güneşin, diğer yıldızların döndüğüne inanılmıştır. Türklerin Kutup Yıldızı için kullandıkları bir diğer ifade ise “demir kazık” olmuş ve bu ifade onun sarsılmaz sağlamlığını ve yerinde kalışını vurgulamak için kullanılmıştır. (Ögel-II 1998: 183)

Kutup Yıldızı aynı zamanda yeryüzünü gökyüzünden ayıran bir kapı olarak görülmüştür. Kutup Yıldızı’nın altında insanların yaşadığı yeryüzü, üzerinde ise ruhların ve tanrının yaşadığı gökyüzünün olduğuna inanılmıştır. İki dünya arasında bir kapı olarak görülen Kutup Yıldızı’ndan aşağı ancak tanrı tarafından görevlendirilen ruhların geçebileceği inanışı mitolojik anlatılara yansımıştır.

Gökyüzünün birbirinin üzerinde yer alan katlar halinde dizildiğine inanan Türkler, Kutup Yıldızı’ndan sonra güneşin ve ayın sonra ise bizzat tanrının yer aldığı katın geldiği düşüncesini evren anlayışı olarak kabul etmişlerdir (Ermetin 2009: 259, Çoruhlu 2002: 26). İnsanların da yaşadığı dünyanın altı ve üstünün tanrılar tarafından katlar halinde dizilmiş olduğu inancı Türk toplumlarında ve birçok dini inançta yer almaktadır. Ölümden sonra bedenden ayrılan ruhun dünyadaki yaşayışına nispetle ya mükâfat için gökyüzü katlarına ya da ceza için yer altı katlarına gideceğine inanmıştır.

Mezopotamya’daki ruhban sınıfı mensupları ise gökyüzünün katları olduğunu ama aralarında geçiş yapılamadığını düşünmüşler. Altay Kuzey Türk destanları ve düşüncelerinde, “Göğün Direği” anlatısı çok önemli bir yer tutar. Bir Altay destanında “göğün direği alınsa” deniyor. Bu, kıyamet kopsa demektir. Bazı anlatılarda “göğün direği bir çadır direği gibidir” denmiş. Aynı zamanda göçebe kültüründe, çadırın bir evren gibi de algılanarak, çadır direğine de göğün direği gibi bir önem atfediliyor. Kutup Yıldızı veya Altınkazık tepesi, göğün kapısıydı. İlkel Türk kültür çevrelerinde buna “Demir Ağaç” veya “Demir Direk” denmişti. Dönemin düşüncesine göre Kutup Yıldızı gökte hiç kımıldamadan duruyor, bütün gezegenler ile yıldızlar ise onun çevresinde dönüyorlardı. Ana düşünce budur. Kutup Yıldızı tanrının ışıklı ülkeleri olan, yüksek gökle yeryüzünü birleştiren kutlu bir kapı idi. Bu kapı gökle yeri, ruh alemi ile madde alemini, aynı zamanda insan ile tanrıyı birbirinden ayıran bir sınır idi. Şaman törenlerinde, Tanrı ruhlarından birini elçi olarak gönderir, Kutup Yıldızı kapısında şamanlar ile ilgi kurardı. Ruhlar da bu kapıdan aşağıya inemezlerdi.

Türk halklarının evren algısı da diğer toplumlarda olduğu gibi döneme ve sosyal şartlara bağlı olarak değişmektedir. Ancak değişime uğramayan iki temel öge olduğunu belirtmek gerekir. Bunlar evrenin iki ana bölgesini oluşturan gök ve yer kavramlarıdır. Gök ile yer, göbeğinden geçen bir eksen ile birbirine bağlıdır. Gök bu eksen etrafında dönmektedir. Bu eksenin gökteki sembolü Demirkazık olarak adlandırılan Kutup Yıldızı’dır. Yer bir direk ile Kutup Yıldızı’na bağlanır. Çadır, dağ, tapınak, konut, mezar, ağaç, sütun, ateşin dumanı gibi unsurlar, dünyayı orta yerinden göğe bağlayan eksenin yerdeki sembolleridir. Yerin göğe bağlandığı bu unsurlar, aynı zamanda dünyanın, Gök Tanrı’ya bağlandığına inanıldığı kutsal nesneler ve alanlardı.

Türk atlı kültürünün temellerinden gelen motiflerde, göğün direğine bağlı bir arabayı çeken, iki aygır vardı. Kutup Yıldızına bağlı en yakın yıldız, Küçükayı burcu idi. Yedi yıldızdan oluşan bu yıldız kümesinin kuyruğundaki yıldız, kutup yıldızına çok yakındı. Küçükayı burcu bu kuyruğu ile sanki kutup yıldızına bağlanmış gibiydi. Türkler kuyruktaki bu iki yıldızı, iki aygır gibi düşünmüşlerdi. Biri Ak Bozat diğeri Gök Bozat idi. Arkadaki dört yıldızı çekiyorlardı. Bu da dört tekerlekli bir araba idi. Atlar ile dört yıldız arasındaki küçük yıldız da, araba oku oluyordu. Kırgız Türkleri bu küçük yıldıza “Urgan Yıldızı” derlerdi. Araba ve atlar, Kutup Yıldızı’nın çevresinde dönüp dururlardı.

İşte bütün bu yıldızlar peş peşe kutup yıldızına zincirlerle bağlı, etrafında dönüyorlardı ve kıyamet bu zincirlerin koptuğu gün olacaktı, çünkü göğün düzeni alt üst olacaktı. Kutup Yıldızı’na Demirkazık denmesi, Yakut Türklerine ait bir hikâyeden gelir. Dünyanın ortasından, Kutup Yıldızı’na kadar uzanan, bir demir ağaç vardı. Yer ve gök yaratılırken, bu ağacın tohumu da atılmış, yer ile gök geliştikçe bu ağaç da ikisini birleştirmişti. Sibirya’nın tundralarında yaşayan Yakut Türkleri, bunu demir ağaç olarak düşünmüşlerdi. “Yer ile gök yaratıldığı ve yavaş yavaş büyümeye başladığı zaman, bir demir ağaç da yeşermeye başlamış. Büyüyerek yer ile gök arasında yükselmiş.” Demir dağ motifi Ergenekon efsanesinde de geçer.

Yakut Türklerinin bir kesimi de şöyle düşünüyordu. Tanrı insanları gökyüzündeki kötülüklerden korumak için bir çadır gerip, direkle tutturmuş. Yıldızlar bu çadırın deliklerinden giren ışıklar imişler. Bu delik Kutup Yıldızı imiş. Şamanlar, kartala binerek bu delikten göğe geçerlermiş. Bu anlayış Baykal Gölü kıyılarındaki Buryatlarda da görülür.

Kutup Yıldızı Göğün Kapısı

Kutup Yıldızı’na “Orta Kapı” ya da “Tanrıyolu” diyenler de vardır. Göğe çıkan şamanlar, bu kapıya kadar çıkarlar ve daha ötesine gitmezlerdi. Bazı Altay Türk destanlarına göre, bu geçit bazı şamanlar tarafından geçilmişti. Kutup Yıldızı göğün 5. katında idi. 6. katında ay, 7. katında güneş vardı. Tanrı ise 9. katta bulunuyordu. Kuzeydeki Geri Buryat inanışlarına göre, göğün kapısı her zaman açık değildi. Açıldığı zaman gökten yıldızlar ile meteorlar akardı.

Oğuz destanında Kutup Yıldızı, parlaklık ve güzellik sembolü olarak geçer: “Oğuz Kağan bir yerde tanrıya dua ediyormuş. Birden bire bir karanlık basmış ve gökten parlak bir ışık düşmüş. Işığın içinde, güzel bir kız oturuyormuş. Başındaki tacı Demirkazığı andırıyormuş…”

Kutup Yıldızı, gece gökyüzündeki hareketi takip etmek ve gökyüzünü tanımak için bir referans noktasıdır. Yön bulmak ve bulunduğumuz yerin enlemini tahmin etmek için de kullanılır.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/kutup-yildizi-demirkazik/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, tarihteki 16 büyük Türk imparatorluğunu, ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeler. Tarih boyunca Türkler var olmuş ve büyük olaylara imzalarını atmışlardır. “Türk kadar kuvvetli” sözü Avrupa’da yüzyıllarca söylenmiştir. Öte yandan Türkler yönettikleri halka adaletli davranmış, tüm yönetimindeki milletlerin haklarını gözetmiştir.

Türklerin kurduğu devletlerin isimleri şöyledir:

Büyük Hun İmparatorluğu
Batı Hun İmparatorluğu
Avrupa Hun İmparatorluğu
Ak Hun İmparatorluğu
Göktürk İmparatorluğu
Avar İmparatorluğu
Hazar İmparatorluğu
Uygur Devleti
Karahanlılar
Gazneliler
Büyük Selçuk İmparatorluğu
Harzemşahlar
Altınordu Devleti
Büyük Timur İmparatorluğu
Babür İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu

Tarihte hep olan Türkler sonsuza kadar da olacaktır. Türklerin kurdukları devletler bugünümüze ışık tutacak, varlığımızı sürdürmekte öncü olacaklar.

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar