Bizimle iletişime geçin

Genel Kültür

Depremlerle İlgili Kısa Bilgiler

Depremlerin nedenleri, türleri ve depremlerle ilgili kısa bilgiler

İnsanlık tarihini derinden etkileyen, kalıcı izler bırakan depremler, çok büyük can kayıplarına neden olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bir doğal felaket olarak deprem, önlenebilir değildir. Ancak etkileri en aza indirilebilir. Günümüzde depremlerin oluşu ve etkileri konusunda daha çok bilgiye sahibiz. Deprem bölgeleri ve şidddeti konusundaki bu bilgiler, özellikle bina yapımı konusunda daha hassas olmayı gerektiriyor. Deprem sırasında ve sonrasındaki yol haritasının net ve herkes tarafından biliniyor olması gerekiyor. Depremlerle ilgili kısa bilgiler vermeye geçmeden önce depremlerin bir ülke değil bir insanlık mevzusu olduğunu hatırlatmak isteriz.

Tarihler boyunca şehirleri yok edecek kadar büyük facialara yol açmış depremler hakkında günümüzde artık hemen her şeyi biliyoruz. Yerkürenin oluşmasından beri, sismik olarak etkin olan bölgelerde depremlerin ardışıklı (peş peşe) olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve diğer canlıların yok olduğu bilinmektedir.

Türkiye, dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.  Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, yurdumuzun %92’sinin deprem bölgeleri içerisindedir. Nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Ülkemizde depremler nedeniyle son 58 yılda, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür.  Depremler sonucunda her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmektedir. Bu nedenle tüm kurum ve kuruluşların ana başlıklar halinde depremlerle ilgili kısa bilgiler hazırlayarak çalışanlarını belli zamanlarda bilgilendirmelerinde fayda vardır.

Deprem Nedir?

Depremlerle ilgili kısa bilgiler hazırlarken ilk olarak depremin basit bir tanıtımını yapalım: Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.
Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapıların hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.
Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına “SİSMOLOJİ” denir.

Depremlerin Oluş Nedenleri

Depremlerle ilgili kısa bilgiler kapsamında en detaylı olan kısım depremlerin meydana gelmesi, yani depremlere neden olan faktörlerdir. Depremlerin oluş nedenleri bilinirse korku yerine önlemler öne çıkar. Karmaşalar, panik ölümler azalır.

Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir. Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

Taşküre’nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler. Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır.

Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir. İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde oluşmaktadır.

Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemiştik. Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.

Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yeryüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerin oluşumunun bu şekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır. Bu kurama göre, herhangi bir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonra da kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar. FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir. Düşey hareketlerle meydana gelen faylara da “Eğim Atımlı Fay” denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düşey hareket bulunabilir.

Deprem Türleri

Deprem türleri hakkında hazırlanacak bir dokümanter, çalışanlar açısından teknik bilgi olsa da deprem oluşumuyla beraber genel kültür açısından önemlidir. Bu nedenle depremlerle ilgili kısa bilgiler kapsamında ele alınabilir.

Depremler oluş nedenlerine göre değişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa başka doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONİK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında oluşurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90’ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir.

İkinci tip depremler “VOLKANİK” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar. Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin meydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da oluşan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

Bir başkatip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yeraltındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler.

Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir. Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kişi ölmüştür.

Depreme Hazır mısınız?

Okul, ev ve işyerlerinde veya dışarıda herhangi bir yerde bulunan herkesin depremlerle ilgili kısa bilgiler, depreme hazır olmak açısından önemlidir. Depremlerin neden olduğu kayıpların, depremden önce alınacak önlemlerle çok büyük oranda azaltılabileceği biliniyor. İnsanlar, depremler hakkında, yanısıra deprem sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilenerek, yaşadıkları yerleri depreme hazırlayarak, depremlerin zararlarını azaltabilirler. 17 Ağustos Kocaeli depremi, bizlere toplum olarak depremlere ne kadar hazırlıksız olduğumuzu bir kez daha anımsattı.

Türkiye’de meydana gelen son depremler, Japonya’daki benzerlerinden 10 kat, ABD’deki benzerlerinden de yaklaşık 100 kat fazla can kaybına yol açtı. Aradaki bu büyük fark, depremlere karşı önceden yeterince (belki de hiç) önlem almamış olmamızdan kaynaklanıyor. Genel anlamıyla afete hazırlık, merkezi ve yerel idarelerin sorumluluğundadır. Ancak, kendimizi ve çevremizi olası bir depreme hazırlamak için yaşadığımız yerlerde alacağımız küçük önlemler ve atacağımız küçük adımlar, zarar görme riskimizi büyük oranda azaltacaktır. Yapıların Hazırlanması Her şeyden önce binaların doğru yapılmış olması gerekiyor. Binaları güvenli hale getirmenin en kolay yolu en baştan depreme dayanıklı olarak yapılmaları. Yeni bir bina yaptırılırken, bazı ilkelere uyulması gerekiyor.

Binaların profesyoneller, yani mimar ve mühendisler tarafından, deprem yönetmeliğine uygun, yerin zemin koşulları göz önüne alınarak tasarlanması ve inşa edilmesi gerekiyor. Bina yapılırken, doğru miktarda ve kalitede inşaat malzemesi kullanılmalı. Her ne kadar bir bina doğru tasarlanmış olsa da, maliyeti düşürmek için tasarımda belirtilen malzemelerin değiştirilmesi ya da farklı oranlarda kullanılması, onun güvenilirliğini azaltır. İnşaatlarda buna bağlı olarak, eğitimli işçilerin çalıştırılması, bu işçilerin gözetim altında tutulması gerekiyor. Asma katlar, borular, şofbenler, kalorifer petekleri, tabelalar ve aydınlatma elemanları gibi yapısal olmayan, ancak bir deprem sırasında zarar görebilecek ve zarar verebilecek unsurlar deprem olasılığı düşünülerek binaya sabitlenmeli.

1999 depremleri sonrasında, birçok binanın zemin katlarının çöktüğüne, geri kalanının sapasağlam ayakta kaldığına tanık olduk. Bu, binaların bütün ağırlığını taşıyan zemin katlarının orijinal tasarımının çeşitli amaçlarla değiştirilmesinden kaynaklanıyor. Dükkân ya da otomobil galerisi olarak kullanmak üzere binaların zemin katlarındaki kolonlar arasındaki duvarların yıkılması, hatta bazı kolonların kesilmesi çok ciddi tehlike oluşturuyor.

Binaların, inşa edildiğinden farklı amaçlarla kullanılması da riski artırıyor. Depo, kütüphane, spor salonu, fabrika, okul olarak kullanılacak binaların, normal bir ev ya da işyerinden daha fazla yük taşıyacak şekilde yapılması gerekiyor. Eğer içinde oturduğunuz binanın güvenli olduğundan emin olmak istiyorsanız, yukarıdaki şartları sağlayıp sağlamadığını yetkin bir mühendise kontrol ettirebilirsiniz. Eğer binanız deprem yönetmeliğine göre inşa edilmemişse, onun nasıl güçlendirileceğini öğrenebilirsiniz.

Düşük maliyetli ve basit yöntemlerle, binanız depreme dayanıklı hale getirilebilir. Yapısal Olmayan Hasarların Azaltılması Peki, can ve mal güvenliğiniz açısından binanızın depreme dayanıklı olarak inşa edilmiş olması yeterli mi? Hayır. Bir depremde meydana gelen hasarın yaklaşık yarısı, yapısal olmayan nedenlerden kaynaklanır. Bu, can kaybına, yaralanmalara ve çok büyük ekonomik zarara neden olur. Yapısal kaynaklı olmayan hasarlar, bir deprem sonrasında çok önemli yerler olan hastanelerin, itfaiyelerin zarar görmesine yol açar.

Örneğin, hastanelerdeki aygıtlar sarsıntıdan zarar görebilir. Fabrikalar ve işyerlerinin hasar görmeleri kapanmalarına, dolayısıyla burada çalışanların işsiz kalmasına neden olur. Bunlara karşı çok basit önlemler alarak hem canınızı hem de malınızı koruyabilirsiniz. Ayrıca, evinizde ve işyerinizde, bina kısmen çökse bile yaşamınızı bazı basit önlemlerle kurtarabilirsiniz. Kocaeli ve Düzce depremlerinde, hasar görmüş bütün binaların sadece %5’i yamyassı olacak biçimde yıkıldı.

Evdeki hazırlık, herkesin yapabileceği, maliyeti düşük, basit hazırlıklardır. Yapısal olmayan hasarların azaltılması (deprem sırasında tehlike yaratacak ve ekonomik kayba neden olacak eşyaların sabitlenmesi yoluyla), deprem sırasında ve sonrasında yapılması gerekenlere hazırlık bu kapsamda ele alınabilir. Bu hazırlıklar, işyerleri için de yapılmalı.

Evde Hazırlık

Deprem sırasında, pencereler ve duvara asılı cam çerçeveler, aynalar ve saatler kırılabilir. Büyük bir depremde bunların olması kaçınılmaz. Kırık parçaların etrafa saçılması ciddi yaralanmalara neden olur. Kaçış yollarındaki cam parçaları tehlike oluşturur. Pencerelerdeki camları filmle kaplayarak kırılıp dağılmaları engellenebilir. Duvara asılı olan eşyalar için çivi yerine kancalı vidalar kullanılabilir. Aydınlatma elemanlarının düşmesini ya da devrilmesini engellemek için, bunlar da çeşitli yöntemlerle sabitlenebilir.

Günün ortalama sekiz saatini üzerinde geçirdiğimiz yatağımızın yeri de çok önemli. Yatak, ağır eşyalardan ve pencerelerden uzak bir yerde bulunmalı. Pencerelere kalın perdeler takılmalı ve bunlar yatarken kapalı bulundurulmalı.

Deprem sırasında, en çok tehlike yaratan eşyalar elbise dolabı, buzdolabı gibi büyük ve ağır eşyalardır. Bu eşyalar deprem sırasında devrilebilir ya da yerlerinden kayabilirler. Bunu engellemek için, bunların kancalar, metal levhalar ya da L-profiller yardımıyla duvara sabitlenmesi gerekir. Bazı buzdolapları ve dolaplar tekerlekli olduğundan, devrilmeseler bile deprem sırasında kolayca kayarak ezilmeye yol açabilirler. Sağlam bir şekilde sabitlenmemiş çamaşır makinesi gibi ağır makineler de yerlerinden kayacaktır.

Bilgisayar, televizyon gibi hem tehlike oluşturabilecek, hem de maddi kayba neden olabilecek eşyaların kayarak yere düşmesini engellemek için, altlarına çift tarafı yapışkan bantlar konulabilir.
Ocak, su ısıtıcısı, kalorifer, soba ya da gazla çalışan başka cihazlar, deprem sırasında hasar görebilir. Bu eşyalar devrildiğinde ya da hasar gördüğünde gaz kaçağına ve yangına yol açabilirler. Bu nedenle, bu tür cihazların sabitlenmesi gerekir. Hortumlar ve borular depremde zarar görebilir. Esnek boruların kullanılması ve hortumların uzun tutulması, sarsıntıların yol açacağı hasarı önemli ölçüde azaltır.

Sarsıntının etkisiyle dökülen yanıcı maddeler de bir evin zarar görmesine yol açabilir. Bu nedenle, evde bu tür maddeler bulundurulmamalı. Eğer bulundurmak zorunluysa, bunlar sağlam kutuların içine, sağlam bir dolabın en alt rafına yerleştirilmeli.

Dolaplarda ve raflarda bulunan sabitlenmemiş eşyalar deprem sırasında düşer. Yaralanmaları azaltmak için, bunların evin en kısa boylu ferdinin baş seviyesinin altına, tercihen en alt rafa konması gerekir. Bu eşyalar, çift tarafı yapışkan bantlarla sabitlenebilir. Mutfak dolapları gibi yüksek dolapların kapakları deprem sırasında açılır. Mutfak dolapları, genellikle cam ve porselen gibi ağır ve kırılabilir eşyalarla dolu olduğundan büyük tehlike yaratırlar. Bunu engellemek için, ağır eşyaların alt raflara konması, üst dolap kapaklarının kapı mandallarıyla kilitlenmesi gerekir.

Depreme Hazırlık Planı

Ev, depreme güvenli hale getirildikten sonra, bir deprem sırasında ve sonrasında doğru hareket etmek için aile bireylerinin bir plan yapması gerekir. İnsanlar, deprem sırasında genellikle panik yaşarlar ve bunun sonucunda ya donup kalırlar ya da bilinçsiz olarak kaçmaya çalışırlar. Ancak, depremler genellikle içinde bulunduğumuz ortamdan dışarı çıkamayacağımız kadar kısa sürer. Bu nedenle, depremi bulunduğumuz yerde en az zararla atlatabilmek için hazırlıklı olmak gerekiyor. Paniğin en büyük düşmanı, bilgi ve deneyimdir.

Deprem öncesi evinizi, kendinizi ve ailenizi hazırladıysanız, herkes deprem sırasında ve sonrasında neler yapması gerektiğini biliyorsa, deprem olası en az zararla atlatılabilir.

Öncelikle, deprem sırasında korunulabilecek güvenli yerler belirlenmeli. Örneğin bu, sağlam bir masanın altı, sağlam bir koltuk ya da divanın yanı, yatağınızın yanı, bir köşe ya da iç duvarlardan birinin yanı olabilir. Buralarda çömelip, kapanıp tutunulabilecek yerler belirlenmeli ve bu, her oda için yapılmalı. Pencere önlerinden, asılı duran büyük ve ağır aydınlatma araçlarından, devrilebilecek büyük ve ağır eşyalardan, ocak gibi yangına neden olabilecek eşyalardan uzak durulmalı.

Depremden sonra, evi acilen boşaltmak gerekebilir. Bunun için, ilk anda akla gelmeyebilecek arka kapılar ve pencereler gibi olası çıkış yolları belirlenmeli. Düşüp kayarak bu çıkış yollarını kapatabilecek, geçişi zorlaştırabilecek eşyalar uzaklaştırılmalı. Deprem sırasında ve sonrasında kapalı kapılar sıkışabilir. Kapıların açık ya da aralık bırakılması bunu önler.

Elektrik sigortalarının, gaz ve su vanalarının yerlerinin belirlenmesi ve ailenin tüm bireylerinin bunları kullanmayı öğrenmesi gerekir. İlk tehlike gaz sızıntısıdır. Bunun için önce gaz vanasının kapatılması gerekir. Depremlerden sonra evlerde karşılaşılan en büyük tehlike yangındır. Bunun için evde en az bir yangın söndürücü bulundurulmalı ve aile fertleri bunu kullanmayı öğrenmeli.

Ev içinde, ev dışında ve mahalle dışında depremden sonra tekrar bir araya gelinebilecek yerler belirlenmeli. Deprem sırasında tüm aile bireyleri bir arada olmayabilir. Eğer depremden sonra birbirinizi nerede bulacağınızı bilirseniz içiniz rahat olacaktır. Evde belirlenecek buluşma yeri, çıkış yolu üzerinde güvenli bir yer olabilir. Sonra, yapının dışında güvenli bir yer belirlenmeli. Bu, bir park alanı ya da meydan olabilir. Son olarak, mahalledeki buluşma yerinin güvenli olmaması ya da oraya ulaşılamaması durumunda gidilebilecek, mahalle dışında bir yer belirlenmeli. Aile bireylerinin birbirlerini haberdar etme amacıyla mesaj bırakabileceği yerler de belirlenmeli. Böylece, ailenize ulaşamamanız durumunda nerede olduğunuzu bildirebilirsiniz.

Çocuklarınız okuldayken bir deprem olması durumunda, siz ya da bir akrabanızın onları almaya gelene kadar burada beklemeleri gerektiğini öğretmelisiniz.

Bir afet sonrasında bütün telefon hatlarının açık olması, yardım çağrılabilmesi açısından çok önemli. Çünkü, yerel hatların ve başkentin hatları yoğun olarak kullanılacaktır. Bunun için, hem oturduğunuz bölge hem de başkent dışında bir bağlantı kişisi belirlemelisiniz. Sizi merak edebilecek arkadaşlarınıza ve akrabalarınıza bu numarayı verirseniz, sadece bir telefon konuşması yaparak bu kişilere iyi olduğunuzu bildirebilirsiniz.

Aile üyeleri, yer, isim ve telefon numaralarını mutlaka üzerlerinde bulundurmalı. Deprem sırasında yerinden oynamış telefon ahizelerini yerine yerleştirirseniz, hatlar gereksiz yere meşgul olmaz.
Depremden sonra, yardım gelene kadar yapının içinden çıkamayabilirsiniz. Ya da yapınız zarar gördüğü için uzun süre evinize giremeyebilirsiniz. Bunun için, hemen ulaşabileceğiniz bir yerde bir deprem çantası bulundurmanız yararlı olur. Benzer bir çantayı, arabanızda ve işyerinizde de bulundurabilirsiniz.

Deprem Sırasında Ne Yapmalı?

Gerekli önlemleri aldıktan sonra, deprem anında yapılacaklar çok da fazla değil. Zaten, daha önce de vurguladığımız gibi, deprem saniyelerle ölçülen bir olay. Her şeyden önemlisi depremi hissettiğinizde sakin olmalı, önceden planladığınız şekilde hareket etmelisiniz. Depremi fark ettiğinizde, “Deprem!” diye bağırarak çevredekileri uyarabilirsiniz. Bu sırada evdeyseniz, önceden belirlediğiniz yerlerden birine çömelerek başınızı ve ensenizi koruyacak şekilde kapanıp, sağlam bir yere tutunmalısınız. Sarsıntı bitene kadar olduğunuz yerde kalmalısınız. Merdivenler, asansörler ve balkonlar deprem sırasında en güvensiz yerlerdir.
Deprem sırasında yüksek bir binadaysanız, sağlam bir masanın altına girmeli, yoksa bir iç duvarın yanında devrilebilecek eşyalardan uzak durarak ve başınızı koruyarak beklemelisiniz.

Dışarıdaysanız, açıklık bir yere gitmeli, elektrik telleri ve direkleri gibi tehlikeli cisimlerden korunmalısınız. Açıklık bir yer yoksa, binalardan düşebilecek kiremit, sıva gibi parçalardan korunmalısınız.
Arabanın içindeyseniz, köprülerden, geçitlerden, elektrik direklerinden uzak ve trafik açısından güvenli bir yerde durup ve arabanın içinde beklemelisiniz. Dışarısı tehlikeli olabilir. Başka arabalar ya da bunlardan kopan parçalar size çarpabilir.

Eğer kalabalık bir alışveriş merkezinde ya da halka açık bir yerdeyseniz, hemen çıkışa yönelmemeli, devrilebilecek eşyalardan ve raflardan uzak ve güvenli bir yerde sarsıntı bitene kadar beklemelisiniz. Sinema, tiyatro ya da stadyumdaysanız, sarsıntı bitene kadar oturduğunuz yerde kalıp, kollarınızla başınızı kollayacak şekilde kapanmalısınız.

Depremden Sonra

Büyük depremlerden sonra devam eden artçı depremlerle ilgili kısa bilgiler hızlı bir şekilde hazırlanmalı ve yurttaşlarla paylaşılmalıdır.  Deprem sonrasında, gaz, su ve elektrik tesisatı kontrol edilmeli. Gaz kokusu varsa vana kapatılmalı. Kibrit ya da çakmak kullanmak, elektrik düğmelerine dokunmak yangına neden olabilir. Yardıma gereksinim yoksa telefon hatları kullanılmamalı. Sizde herhangi bir hasar olmasa da başkalarında olabilir.

Çevrenizde yardıma gereksinimi olanlar varsa, tehlikeli bir yerde değillerse, onları yerlerinden kıpırdatmadan yardım çağırmalısınız. Daha önceden belirlediğiniz mahalle toplanma alanına giderek başkalarına nasıl yardımcı olabileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Deprem sırasında ve sonrasında planladığınız gibi hareket edebilmeniz için, deprem tatbikatı yapmalısınız. Bunun için, deprem sırasında ve hemen sonrasında yapılması gerekenleri aile bireyleriyle birlikte ara sıra tekrarlarsanız gerçek bir depremi de en iyi şekilde atlatırsınız.

Deprem Çantası

Depremlerle ilgili kısa bilgiler arasında çok önemli bir yere sahip olan unsur deprem çantasının hazırlanmasıdır.

Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:
*Su
* Enerji veren yiyecekler
* Yedek pilleriyle radyo
* Yedek pilleriyle fener
* İlk yardım çantası
* Kişisel, reçeteli ilaçlar
(Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)
* Bir kat giysi
* Bir miktar para
* Çok amaçlı çakı
* Düdük
* Kalem, kağıt
* İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin
bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen
bir dosya
* Çocuklar, yaşlılar, engelliler ve ev hayvanları için özel malzemeler

Okuldaki öğrenciler için hazırlanan bir acil durum çantasında bulunması gerekenler:
* Öğrencilerin aileleriyle ilgili bilgiler
* Aile fotoğrafı
* Yaş grubuna uygun küçük bir oyuncak
* Yiyecek
* Bir şişe su
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.

Depremde Adım DOUG COPP.

Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır. 875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket “azaltma” uzmanıydım. 1985’ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.

1996’da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul üniversitesi, Case yapımcılık ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar. İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. 10 maket “çömel ve korun” metodunu uygularken, 10 maket “hayat üçgeni” metodumu uyguladı.

Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dâhilinde direkt olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film “çömelip korunan/saklanan” kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu.

Bu film Türkiye’de ve Avrupa’nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika’da RealTVN programında izlendi. Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu “ayıptı, gereksizdi” ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim “hayat üçgeni” dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar.

Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir. Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür. Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:

Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişinin öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan hayat üçgeni” içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım “çömel ve korun” örnekleridir.

DOUG COPP’UN ÖNERİLERİ

1. “Binalar çökerken basitçe “çömelen ve korunan” kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.

2. Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında siz de bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.

3. Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar birçok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.

4. Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.

5. Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın.

6. Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür… Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!

7. Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. merdivenler (ana binadan) farklı bir “frekans aralığına” sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar.

Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.

8. Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.

9. Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.

10. Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kâğıdın olduğu ofisleri dolaşırken kâğıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kâğıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.

Kaynak: https://deprem.afad.gov.tr/
depremlerle ilgili kısa bilgiler: bilgidemeti.com/depremlerlele-ilgili-kisa-bilgiler

Tamamını Oku
27 Yorum

27 Comments

  1. elif

    14 Ocak 2010 at 14:11

    Depremle hakkında yazı ödevim vardı, bu siteden yaptım. Depremler olmasın::.

    Teşekkürler

    • nisa

      24 Nisan 2014 at 16:50

      Bence de Elif çok doğru

    • mustafa

      6 Nisan 2015 at 16:26

      abi ben özetini yazcam ama kim yazdıysa teşekkürler

    • mustafa

      6 Nisan 2015 at 16:28

      bence ödev için uygun ve önemli ben 9 yaşındayım 3 e didiyorum ama özet için yazacak çok şeyim var

  2. gülizar

    9 Ocak 2011 at 06:55

    Depremler hakkında çok yazı okumak lazım. Sadece ödev için değil. Ülkemizde malesef deprem kayıpları çok fazladır. Bizdekinden çok daha şiddetli depremler Japonya da olmuş fakat onlardaki can kayıbı çok azdır. binaları niye sağlam yapmıyoruz onu anlamış değilim.

  3. rana berna

    14 Mart 2011 at 21:08

    benim bir suru deprem ile ilgli odevlerim var aradim aradim 1 veya 2 saate buldum bu siteyi cok tesekur ederim ve calisanlarina tesekur ederim sizlere

  4. elif karakaya

    22 Aralık 2011 at 16:55

    hiç iyi bir şey değil konumla alakası bile yok.

    • PINAR ❤❤

      24 Aralık 2019 at 20:28

      Sen nesin yazıyı bile okumamışın beli okusan anlarsın tamam

  5. ebar

    22 Mart 2012 at 18:11

    Depremle ilgi ödevim vardı bu sayfadan yaarlandım çok güzel bir şey bu.

  6. şeyma

    22 Aralık 2013 at 17:25

    çok güzel degil ama idare eder

    • Meral

      27 Aralık 2014 at 16:40

      Depremden korkmayalım hazırlıksız olmaktan korkalım.

  7. mahmut

    4 Mart 2014 at 15:42

    Bu site sayesinde bu zor ödevimi tamamlamayı başarmış oldum bu siteye çok ama çok teşekkür ederim….

  8. Emine

    9 Mart 2014 at 12:59

    Çok güzell bir site. Bu arda depremm olmasınnn !!

  9. doğukan

    8 Mayıs 2014 at 18:58

    kesin sosyalden 100 değil 1000000000000000 alırım çünkü çok güzel bilgiler var

    • İmge Su

      27 Aralık 2014 at 16:41

      Depremler hakkında güzel bir yazı. teşekkür ederim faydalı oldu.

  10. AYTEN

    12 Aralık 2014 at 15:16

    DEPREMLE İLGİLİ ÖDEVİM VARDI BANA ÇOK YARDIMCI OLDU BU SİTEYİ HAZIRLAYANLARA VE BU YAZIYI YAZAN KİŞİYE TEŞEKKÜR EDERİM BU ARADA “GÜLİZAR” ARKADAŞIMIZIN YORUMUNA KATILIYORUM………..<3

  11. AYTEN

    12 Aralık 2014 at 15:18

    depremle ilgili ödevim vardı bu site bana çok yardımcı oldu bu siteyi hazırlayanlara ve bu yazıyı yazan kişiye teşekkür ederim bu arada “GÜLİZAR” arkadaşımızın yazdığı yoruma katılıyorum……… <3 <3

  12. eren kırcı

    15 Aralık 2014 at 18:57

    harika allah kimseye deprem yaratmasın çünkü bu bizim başamızzada geldi azdaha evimiz yıkılıyordu ben ve ailem çok korktuk çünkü deprem çok kötü bir şeydir allla evsizlere ev anne ve babası olmayanlarada çocuk esirgeme yurduna gitsin orda sana çok iyi davranıyolar benim küzeniminbabası öldü alllah rahmet eylesin şimdi ise orada annesi küçük yaşta onu çocuk esirgeme yurdunua birikımış istersenizde cumrtesi pazar günleride yakının varsa görüştürüyolar çocuk edirgeme yurdunda bilgi öğreniyorsun ayrıca çok ta güzel bir yer oradaki insanlar sana annne ve baban gibidavranıyolar deprem benimbaşıma geldi demişmiydim size
    allahtan 3şey istiyorum
    herkeze ev versin
    annne ve babası herkezin yanında olsun
    herkez mutlu olsun bana yeter
    herkeze anne baba versin

    • eren kırcı

      15 Aralık 2014 at 18:58

      Depremlerden korkmayalım. Depremler doğanın kanunudur. Deprem sırasında, deprem öncesinde nasıl davranacağız onu bilmeliyiz.

  13. Cuma

    22 Aralık 2014 at 11:17

    Depremler bilgilendirmenin ve altyapının yeterli olduğu Japonya gibi gelişmiş ülkelerde daha az zarar veriyor.

  14. Sinem

    23 Şubat 2015 at 16:50

    Depremler hakkında toplumu daha çok bilgilendirmeliyiz. Okullarda deprem sırasında neler yapılması gerektiği ile ilgili çalışmalar yapılmalı.

  15. Defnei

    25 Şubat 2015 at 19:46

    Depremler kendini unutturdu. Önlemleri almayı unutmayalım.

  16. öykü

    26 Şubat 2015 at 18:12

    inşallah artı alırım

  17. mustafa

    6 Nisan 2015 at 16:29

    herkes için saol vatan için bile

  18. Efe

    8 Şubat 2016 at 22:21

    Ödevlerimi, araştırmalarımı bu siteden yapıyorum. Helal olsun size.

  19. yavuz

    18 Şubat 2016 at 14:09

    çok saolun ödevimi burdan yaptım

    • masal

      17 Şubat 2020 at 20:02

      aynen bende depremle ilgili ödevleri burdan yapın bence

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Genel Kültür

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi (İletişim Müzesi)

İnsanın var olabilmesi için iletişimin önemi çok büyüktür. Farklı yöntemlerle geçmişten bugüne bilgi aktarımı iletişim ile yapılmıştır. İnsanlar iletişim kurmak için pek çok farklı yöntem ve araç kullanmışlardır. Bu yöntemleri geliştirerek bilgi birikiminin aktarımını sağlamışlardır. Böylece dünya üzerindeki varlığının köklerini derinleştirmişlerdir.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi; iletişim alanında uygulamalı öğrenmeyi sağlayan ilk ve tek müzedir. Ankara’nın Altındağ ilçesinin Aydınlıkevler semtinde bulunan, iki sergi ve bir uygulama salonundan oluşan bu müzede 402 parça eser sergilenmektedir. Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) Genel Müdürlüğünün yerleşke alanı içindedir. Asıl hedef kitlesi eğitim kurumları olmakta olan bu müze tüm yaş gruplarına hitap ediyor. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. Ziyaretçilere rehberlik yapan bir çalışan tarafından bilgilendirilerek ve uygulamalara katılarak geçen zamanın farkına varmıyorsunuz.

 

Müze olarak kullanılan bina, 1928 yılında Telsiz İstasyonu olarak inşa edilmiş ve 1951 yılına kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu işlevini sürdürmüş. 1956 yılına kadar Telsiz İstasyonu Misafirhanesi ve Lojmanı olarak da kullanılmış. Telsiz İstasyonu’nun taşınmasından sonra, bina 1956 yılında PTT Merkez Tamir ve Bakım Atölye Müdürlüğü olarak hizmet vermiş ve burada PTT’nin motorlu araçlarının tamir ve bakımı yapılmış.

Bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan bina 1998-2001 yılları arasında restore edilmiş, birinci katı Türk Telekom Eğitim ve Meslek Geliştirme Başkanlığı’nın idaresinde müze olarak 24 Nisan 2002 tarihinde ziyarete açılmış.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Bölümleri

Giriş, iki sergileme salonu ve uygulamalı eğitim salonu olarak tasarlanan müze, tek kat üzerinde iç içe geçmiş salonlar şeklinde düzenlenmiş. Girişten devam eden ilk sergi salonunda eski dönemlere ait telefon abonman sözleşmeleri ve telekomünikasyon ile ilgili eski evraklar bulunuyor. Abonman sözleşmeleri Adnan Menderes ve Zeki Müren gibi tanınmış kişilere ait. “Haberleşmede İz Bırakanlar” başlığı altında Ahmet Şükrü Bey’den günümüze ülkenin resmi haberleşme işlerinde adı geçen nazır, müdür ve diğer yetkililerin fotoğraflarına yer verilmiş. Atatürk’ün 1930 yılında Telgraf Müdürlüğü’ne hediye ettiği ve Ankara Radyosu’nun uzun yıllar saatleri ona göre ayarladığı duvar saati, eski telgraf aletleri ile Türksat Uydusunun ve Radyo Verici Kuleleri’nin büyük maketleri de bu salonda sergileniyor.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi 1

Osmanlı PTT Nazırlığı ile Erkanı Harbiye Reisliğinin imzaladığı Hususi Hat Sözleşmeleri, Dersaadet Telefon Şirketi’nin düzenlediği sözleşmeler, Fevzi Çakmak, Adnan Menderes, Şükrü Saraçoğlu, Alparslan Türkeş, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Zeki Müren gibi ünlü siyaset, devlet adamı ve sanatçıların telefon abonman sözleşmeleri ile kuruma gönderdikleri dilekçeler camekanların ardında. Müzede ayrıca; Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi Telefon Rehberi, 1940’lı 50’li yılların çeşitli illere ait telefon rehberleri, çeşitli dönemlere ait telgraf, teleks ve telefon makineleri ile ankesörlü, jetonlu telefonlar ve sahra telefonları yer alıyor. Dolapların içindeki ışıklandırma sistemi eserleri göz önüne seriyor, keyifle inceliyorsunuz. Eski dönemlerde posta taşıyan görevlilerin kıyafetleri de sergileniyor.

İkinci sergi salonunda mors cihazı, teleks, teleteks, çeşitli telefon makineleri ve ankesörlü telefonlar, manyetolu ve tuşlu ev telefonları, telefon kartları, ölçü aletleri ve santrallerde kullanılan cihazlar var. Geçmişe giderek o günleri anımsayıp bugünkü teknolojiye şaşırmadan edemiyorsunuz. Türkiye’de 1972 yılında hizmete sunulan ilk ankesörlü telefonunun yanında son teknoloji ürünü, e-posta gönderen, fotoğraf çeken ve video kaydeden multimedya ankesörlü telefon da bu bölümde. Ankesörlü telefonlar dikey ahşap panolarda asılı olarak, diğer objeler ise camlı ahşap dolaplar içinde sergilenmiş. Telefon kuyruklarında beklediğimiz o günler zaman tünelinde asılı kalmış sanki.

Müzenin uygulama salonu daha çok ilköğretim öğrencilerine yönelik iletişim araçlarının gelişimini öğretebilmek amacıyla oluşturulmuş. 2005 yılında Millî Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 4.sınıf öğrencileri için hazırlanan Sosyal Bilgiler ders kitabında yer alan iletişim konu başlıkları arasına Türk Telekom İletişim Müzesi’ni de eklemiştir. Bu nedenle telekomünikasyon haberleşmesinin gelişimini görebilecekleri şekilde geçmişte kalmış ve kullanılmakta olan cihazlar çalışır durumda sergilenmektedir. Öğrenciler bu salonda mors cihazı, telgraf ve teleks cihazı, otomatik ve yarı otomatik telefon santrali, faks cihazı, ankesörlü ve görüntülü telefonlar gibi geçmişten günümüze kadar kullanılmış olan iletişim araçlarını deneyebilmekte ve araçların gelişimini öğrenebilmektedir.

Binada, müzeden bağımsız olarak bir kütüphane ve depo bulunmaktadır. İletişim teknolojisinin tarihi boyutuna dokunarak ve uygulama yaparak gezilen bu müze görülmesi gereken en önemli müzelerden biridir.

Ankara Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Adresi

Turgut Özal Bulv. Samsun Yolu Kavşağı, Aydınlıkevler, Altındağ, Ankara

Yılda ortalama 15.000 kişi tarafından ziyaret edilen müze ücretsizdir. Hafta içi yalnızca mesai saatleri içinde açık olan müzeye öğrenci grupları randevu sistemiyle kabul ediliyor. Ayrıca resmi web sitesinde müzeyi sanal tur ile gezebiliyorsunuz.

Kaynak Link: https://www.bilgidemeti.com/turk-telekom-telekomunikasyon-muzesi/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Kutup Yıldızı, Demirkazık

Bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktığımızda atlas bir örtüye serilmiş bize göz kırpan milyarlarca yıldız görürüz. Ama içlerinden bir tanesi en parlağıdır. Hemen dikkatimizi çeker. Küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı. Kuzey kutbuna çok yakın olduğundan bu ismi almıştır. Bilimsel adı Polaris’tir. Dünya’nın dönme ekseni Kutup Yıldızı’nın çok yakınından geçtiği için Kuzey Yarıkürede neredeyse gökyüzünde hareketsizmiş gibi gözlenir. Bu yüzden gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir. Bu özelliği nedeniyle tarih boyunca yön bulma ve seyir amacıyla kullanılmıştır.  Demirkazık, Kuzey Yıldızı gibi isimler de alır. Bize her daim kuzeyi gösteren Kutup Yıldızı, aslında üç farklı yıldızdan oluşan bir takımyıldızıdır. Küçük Ayı takımyıldızı arasında bulunan Kutup Yıldızı dediğimiz üçlü; Polaris A, Polaris Ab ve Polaris B yıldızlarından oluşmaktadır.

Gökyüzünde Kutup Yıldızı’nı Nasıl Buluruz?

Kutup Yıldızı’nı  ışık kirliliğinin yoğun olmadığı bir bölgede, gökyüzünde çıplak gözle kolaylıkla bulunabiliriz. Öncelikle Kutup Yıldızı’nın Küçük Ayı Takımyıldızının en parlak yıldızı olduğunu hatırlayalım. Parlak yıldızlarına odaklanıldığında, Küçük Ayı Takımyıldızı kepçe veya tava görünümüne sahiptir. Bu tavanın sapında Kutup Yıldızı yer alır. Bu rehber yıldızı bulmak için Büyük Ayı Takımyıldızının parlak iki yıldızı olan Merak ve Dubhe yıldızları da kullanılabilir. Büyükayı takımyıldızının oluşturduğu tava şeklinin gövdesinin sonundaki iki parlak yıldızı (Dubhe ve Merak) birleştiren hayalî doğruyu takip ederek, bu iki yıldız arasındaki mesafenin yaklaşık beş katı kadar ileride Kutup Yıldızı bulunur. Güneş’ten yaklaşık 2450 kere daha büyüktür. Diğer yıldızlara göre rengi sarıya dönüktür. Kendisini en parlak yıldız olarak bilsek de aslında en parlak 50. yıldızdır. Kutup Yıldızı sadece kuzey yarıküreden görünür. Güneyhaçı takımyıldızı, güney yarıkürede bulunanlara kabaca güney yönünü gösterir.

Pole Star, Kutup Yıldızı Demirkazık

Kısacası, Kuzey Yarıkürenin referans yıldızlarından olan Kutup Yıldızı, üç bileşenli, çoklu yıldız sistemidir. Bu sistemin parlak yıldızı, yaklaşık 70 milyon yıl yaşında, bir sarı süper-dev yıldızdır ve Polaris A olarak bilinir. Biz çıplak gözle sadece Polaris A’yı görebiliyoruz çünkü diğer iki yıldız ondan 500 kattan daha fazla sönüktürler. Daima pusulanın kuzey ibresi doğrultusunda bulunur. Kutup Yıldızı, gökyüzünü tanımak isteyenlerin öğrendiği ilk gökcisimlerinden biridir.

Mitolojide Kutup Yıldızı’nın Yeri ve Anlamı

İnsanlar, geçmişten bugüne kadar gökyüzünü anlamlandırmaya çalışmıştır. Gökyüzünü izleyen insanlar, bu döngünün dışında gökyüzüne hâkim olduğunu düşündükleri ve sürekli görebilecekleri bir gökcismi aramışlardır. Kutup Yıldızı’nın en önemli özelliği neredeyse tam olarak Dünya’nın dönüş ekseni hizasında olması ve dolayısıyla kendisi her zaman sabit kalırken diğer tüm yıldızların onun etrafında dönüyormuş gibi görünmesidir. Yerinden ayrılmayan Kutup Yıldızı Türklerdeki evren algılayışının önemli simgelerinden biri olmuştur.

Uygurlar Kutup yıldızına “Altun Kazuk”, yani “Altın kazık” derlerdi. Diğer Türkler ise, ona genel olarak “Temir-Kazık” yani “Demir Kazık” demişlerdir. Türkler, Kutup Yıldızı’nı tıpkı bir çadırın tepesini havada tutan merkez direğine benzetmiş ve ona “göğün direği” ismini vermişler. Türklerdeki evren anlayışının ilk adımı olarak görülen Kutup Yıldızı’nın etrafında ayın, güneşin, diğer yıldızların döndüğüne inanılmıştır. Türklerin Kutup Yıldızı için kullandıkları bir diğer ifade ise “demir kazık” olmuş ve bu ifade onun sarsılmaz sağlamlığını ve yerinde kalışını vurgulamak için kullanılmıştır. (Ögel-II 1998: 183)

Kutup Yıldızı aynı zamanda yeryüzünü gökyüzünden ayıran bir kapı olarak görülmüştür. Kutup Yıldızı’nın altında insanların yaşadığı yeryüzü, üzerinde ise ruhların ve tanrının yaşadığı gökyüzünün olduğuna inanılmıştır. İki dünya arasında bir kapı olarak görülen Kutup Yıldızı’ndan aşağı ancak tanrı tarafından görevlendirilen ruhların geçebileceği inanışı mitolojik anlatılara yansımıştır.

Gökyüzünün birbirinin üzerinde yer alan katlar halinde dizildiğine inanan Türkler, Kutup Yıldızı’ndan sonra güneşin ve ayın sonra ise bizzat tanrının yer aldığı katın geldiği düşüncesini evren anlayışı olarak kabul etmişlerdir (Ermetin 2009: 259, Çoruhlu 2002: 26). İnsanların da yaşadığı dünyanın altı ve üstünün tanrılar tarafından katlar halinde dizilmiş olduğu inancı Türk toplumlarında ve birçok dini inançta yer almaktadır. Ölümden sonra bedenden ayrılan ruhun dünyadaki yaşayışına nispetle ya mükâfat için gökyüzü katlarına ya da ceza için yer altı katlarına gideceğine inanmıştır.

Mezopotamya’daki ruhban sınıfı mensupları ise gökyüzünün katları olduğunu ama aralarında geçiş yapılamadığını düşünmüşler. Altay Kuzey Türk destanları ve düşüncelerinde, “Göğün Direği” anlatısı çok önemli bir yer tutar. Bir Altay destanında “göğün direği alınsa” deniyor. Bu, kıyamet kopsa demektir. Bazı anlatılarda “göğün direği bir çadır direği gibidir” denmiş. Aynı zamanda göçebe kültüründe, çadırın bir evren gibi de algılanarak, çadır direğine de göğün direği gibi bir önem atfediliyor. Kutup Yıldızı veya Altınkazık tepesi, göğün kapısıydı. İlkel Türk kültür çevrelerinde buna “Demir Ağaç” veya “Demir Direk” denmişti. Dönemin düşüncesine göre Kutup Yıldızı gökte hiç kımıldamadan duruyor, bütün gezegenler ile yıldızlar ise onun çevresinde dönüyorlardı. Ana düşünce budur. Kutup Yıldızı tanrının ışıklı ülkeleri olan, yüksek gökle yeryüzünü birleştiren kutlu bir kapı idi. Bu kapı gökle yeri, ruh alemi ile madde alemini, aynı zamanda insan ile tanrıyı birbirinden ayıran bir sınır idi. Şaman törenlerinde, Tanrı ruhlarından birini elçi olarak gönderir, Kutup Yıldızı kapısında şamanlar ile ilgi kurardı. Ruhlar da bu kapıdan aşağıya inemezlerdi.

Türk halklarının evren algısı da diğer toplumlarda olduğu gibi döneme ve sosyal şartlara bağlı olarak değişmektedir. Ancak değişime uğramayan iki temel öge olduğunu belirtmek gerekir. Bunlar evrenin iki ana bölgesini oluşturan gök ve yer kavramlarıdır. Gök ile yer, göbeğinden geçen bir eksen ile birbirine bağlıdır. Gök bu eksen etrafında dönmektedir. Bu eksenin gökteki sembolü Demirkazık olarak adlandırılan Kutup Yıldızı’dır. Yer bir direk ile Kutup Yıldızı’na bağlanır. Çadır, dağ, tapınak, konut, mezar, ağaç, sütun, ateşin dumanı gibi unsurlar, dünyayı orta yerinden göğe bağlayan eksenin yerdeki sembolleridir. Yerin göğe bağlandığı bu unsurlar, aynı zamanda dünyanın, Gök Tanrı’ya bağlandığına inanıldığı kutsal nesneler ve alanlardı.

Türk atlı kültürünün temellerinden gelen motiflerde, göğün direğine bağlı bir arabayı çeken, iki aygır vardı. Kutup Yıldızına bağlı en yakın yıldız, Küçükayı burcu idi. Yedi yıldızdan oluşan bu yıldız kümesinin kuyruğundaki yıldız, kutup yıldızına çok yakındı. Küçükayı burcu bu kuyruğu ile sanki kutup yıldızına bağlanmış gibiydi. Türkler kuyruktaki bu iki yıldızı, iki aygır gibi düşünmüşlerdi. Biri Ak Bozat diğeri Gök Bozat idi. Arkadaki dört yıldızı çekiyorlardı. Bu da dört tekerlekli bir araba idi. Atlar ile dört yıldız arasındaki küçük yıldız da, araba oku oluyordu. Kırgız Türkleri bu küçük yıldıza “Urgan Yıldızı” derlerdi. Araba ve atlar, Kutup Yıldızı’nın çevresinde dönüp dururlardı.

İşte bütün bu yıldızlar peş peşe kutup yıldızına zincirlerle bağlı, etrafında dönüyorlardı ve kıyamet bu zincirlerin koptuğu gün olacaktı, çünkü göğün düzeni alt üst olacaktı. Kutup Yıldızı’na Demirkazık denmesi, Yakut Türklerine ait bir hikâyeden gelir. Dünyanın ortasından, Kutup Yıldızı’na kadar uzanan, bir demir ağaç vardı. Yer ve gök yaratılırken, bu ağacın tohumu da atılmış, yer ile gök geliştikçe bu ağaç da ikisini birleştirmişti. Sibirya’nın tundralarında yaşayan Yakut Türkleri, bunu demir ağaç olarak düşünmüşlerdi. “Yer ile gök yaratıldığı ve yavaş yavaş büyümeye başladığı zaman, bir demir ağaç da yeşermeye başlamış. Büyüyerek yer ile gök arasında yükselmiş.” Demir dağ motifi Ergenekon efsanesinde de geçer.

Yakut Türklerinin bir kesimi de şöyle düşünüyordu. Tanrı insanları gökyüzündeki kötülüklerden korumak için bir çadır gerip, direkle tutturmuş. Yıldızlar bu çadırın deliklerinden giren ışıklar imişler. Bu delik Kutup Yıldızı imiş. Şamanlar, kartala binerek bu delikten göğe geçerlermiş. Bu anlayış Baykal Gölü kıyılarındaki Buryatlarda da görülür.

Kutup Yıldızı Göğün Kapısı

Kutup Yıldızı’na “Orta Kapı” ya da “Tanrıyolu” diyenler de vardır. Göğe çıkan şamanlar, bu kapıya kadar çıkarlar ve daha ötesine gitmezlerdi. Bazı Altay Türk destanlarına göre, bu geçit bazı şamanlar tarafından geçilmişti. Kutup Yıldızı göğün 5. katında idi. 6. katında ay, 7. katında güneş vardı. Tanrı ise 9. katta bulunuyordu. Kuzeydeki Geri Buryat inanışlarına göre, göğün kapısı her zaman açık değildi. Açıldığı zaman gökten yıldızlar ile meteorlar akardı.

Oğuz destanında Kutup Yıldızı, parlaklık ve güzellik sembolü olarak geçer: “Oğuz Kağan bir yerde tanrıya dua ediyormuş. Birden bire bir karanlık basmış ve gökten parlak bir ışık düşmüş. Işığın içinde, güzel bir kız oturuyormuş. Başındaki tacı Demirkazığı andırıyormuş…”

Kutup Yıldızı, gece gökyüzündeki hareketi takip etmek ve gökyüzünü tanımak için bir referans noktasıdır. Yön bulmak ve bulunduğumuz yerin enlemini tahmin etmek için de kullanılır.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/kutup-yildizi-demirkazik/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, tarihteki 16 büyük Türk imparatorluğunu, ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeler. Tarih boyunca Türkler var olmuş ve büyük olaylara imzalarını atmışlardır. “Türk kadar kuvvetli” sözü Avrupa’da yüzyıllarca söylenmiştir. Öte yandan Türkler yönettikleri halka adaletli davranmış, tüm yönetimindeki milletlerin haklarını gözetmiştir.

Türklerin kurduğu devletlerin isimleri şöyledir:

Büyük Hun İmparatorluğu
Batı Hun İmparatorluğu
Avrupa Hun İmparatorluğu
Ak Hun İmparatorluğu
Göktürk İmparatorluğu
Avar İmparatorluğu
Hazar İmparatorluğu
Uygur Devleti
Karahanlılar
Gazneliler
Büyük Selçuk İmparatorluğu
Harzemşahlar
Altınordu Devleti
Büyük Timur İmparatorluğu
Babür İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu

Tarihte hep olan Türkler sonsuza kadar da olacaktır. Türklerin kurdukları devletler bugünümüze ışık tutacak, varlığımızı sürdürmekte öncü olacaklar.

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar