Bizimle iletişime geçin

Kimdir?

II. Abdülhamid Kimdir?

II. Abdülhamid, Osmanlı Devleti’nin son döneminde başa geçen 34. Padişahıdır. 21 Eylül 1842 tarihinde dünyaya geldi. Babası Abdülmecid, annesi Tîrimüjgân Kadınefendi’dir. Annesini çocuk yaşta kaybettiği için Piristû Kadınefendi tarafından yetiştirildi. II. Abdülhamid zeki ve politik kabiliyeti yüksek biriydi. Saray hayatına uzak olarak görülen II. Abdülhamid, amcası Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilmesi ve şüpheli şartlarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhi çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indirilerek Çırağan Sarayı’na hapsedilmesinden sonra 31 Ağustos 1876’da padişah ilân edildi. 33 yıl boyunca tahta kalan Osmanlı padişahı birçok ilki gerçekleştirdi. Tahttan indirildiği 27 Nisan 1909 tarihine kadar 33 yıl boyunca devlete hizmet etmiştir.

II. Abdülhamid, gerçekleştirdiği yenilikler ve uyguladığı politikalar nedeniyle mirası en çok tartışılan Osmanlı padişahlarından biri olmuştur. Hayata geçirdiği kapsamlı reformlarla ve kurumsal yeniliklerle Osmanlı Devleti’nin modernleşme sürecine yeni bir ivme kazandırmış ve bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî ve sivil bürokratik alt yapısının oluşumuna büyük katkılar sağlamıştır. Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar ile yaptığı anlaşma sonucunda 23 Aralık 1876’da ilk Osmanlı anayasası Kanuni Esasi’yi ilan etti ve böylece ülkenin demokratikleşme sürecini destekleyeceği izlenimini verdi. Anayasa ilan edildikten sonra tahta geçmesiyle güçleri ellerine alan Abdülhamid, anayasa ve değişim yanlılarını sürgüne yolladı. Sultanlığının ve hükümdarlığının garantisini sağladıktan sonra, 1878’de meclisi kapattı.

Tahtta kaldığı yıllarda Osmanlı Devleti dağılma dönemini yaşadı. Başta Balkanlar olmak üzere çeşitli bölgelerde çıkan isyanlara ve Rusya İmparatorluğu’na karşı kaybedilen 93 Harbi’ne tanıklık etti. Osmanlı Devleti bu dönemde oldukça karışık bir döneme girmiş ve iç karışıklıklar boy göstermiştir. Genel olarak bakıldığında, Abdülhamid rejimi otuz üç yıl boyunca üç ciddi tehdit ve krizle karşılaşmıştır: 93 Harbi ve sonrasında yaşanan olaylar; Ermeni meselesi (1894-1896); Makedonya meselesi (1903-1908).II. Abdülhamit Ulu Hakan, Gök Sultan olarak adlandırılmıştır.  Ermeni isyanlarını çok sert ve kanlı bir biçimde bastırdığı için “Kızıl Sultan” da denmektedir.

Bütün bu krizlerde aşağı yukarı benzer olaylardan kaynaklanmıştır: Gayrimüslimlerden kaynaklanan iç isyan, iç isyana yapılan askeri müdahalenin Büyük Devletler nezdinde yarattığı tepki; Büyük Devletlerin baskı ve müdahalesi, asker-sivil bürokrasi, medrese ve yüksek okullar öğrencileri, bir kısım entelektüel çevreler, ulema ve tarikat erbabı arasında muhalefet hareketinin gelişmesi. 1894-1897 yılları boyunca en yüksek boyutlarına ulaşan Ermeni olayları büyük ölçüde bastırılmış, üstelik 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’ndaki galibiyet sonrası hem içerideki ve dışarıdaki Jön Türk muhalefeti bıçak gibi kesilmiş, hem de başta İngiltere olmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu’nu ‘paylaşmak’ isteyen Büyük Devletler girişimlerinden vazgeçmişlerdir. Ancak durum, 1903’ten itibaren ciddiyet kazanan Makedonya meselesi için aksi yönde seyretmiştir. Olaylar her geçen gün uluslararası boyutlar kazandıkça, sivil-askeri bürokraside “vatanın elden gittiği” duygusu pekişmiş, bu da Abdülhamid döneminin sonunu getirmiştir. 31 Mart Vakası’ndan kısa bir süre sonra, 27 Nisan 1909’da tahttan indirilmiştir.

 Sultan II. Abdülhamid döneminde atılan modernleşme çalışmaları

Bürokraside yapılan reformların yanı sıra Rumeli Demiryolu ve Anadolu Demiryolunun uzatılması ile Bağdat Demiryolu ve Hicaz Demiryolunun inşası gibi projeler bu dönemde yapıldı. Bu demiryolları ve telgraf sistemleri Alman firmalar tarafından geliştirildi.

1898’de modern anlamda ilk yerel hukuk fakültesi açıldı, ayrıca nüfusun kayıt altına alınması ve basın üzerindeki baskının artması sağlandı.

Hukuk, sanat, ticaret, inşaat mühendisliği, veteriner, gümrük, tarım ve dil okulları dahil olmak üzere birçok mesleki okul kuruldu. Kendisi 1881’de İstanbul Üniversitesi’ni kapatsa da 1900’de yeniden açılmasına karar verdi, imparatorluk genelinde ilk, orta ve askerî okullardan oluşan eğitim ağını genişletti.

Hukuk alanında da önemli adımlar atıldı. Ceza usulü ve ticaret usulü kanunları çıkarıldı. Batı örneklerine göre polis teşkilatı yeniden düzenlendi.

Sultan II. Abdülhamid döneminde eğitim, bayındırlık ve tarım alanında önemli adımlar atıldı. 1876-1908’de iptidailer 200’den 4-5 bine, sübyan mektepleri 10 bine, rüştiyeler 250’den 600’e, idadiler 5’ten 104’e ve bugünkü öğretmen yetiştiren yüksekokul olan Darülmuallimin sayısı ise 32’ye yükseltildi.

Bugün Türk futbolunun üç büyük kulübü Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, Sultan Abdülhamid’in saltanat yıllarında kuruldu.

II. Abdülhamid, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı Devleti’nin çeşitli şehirlerinin önemli fotoğraflarını içeren çok değerli albümler koleksiyonu hazırlattı.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/ii-abdulhamid-kimdir/

Tamamını Oku
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kimdir?

İbrahim Müteferrika ve İlk Türk Matbaası (1727)

 İlk Türk Matbaası (1727) ve İbrahim Müteferrika 1674-1747

Osmanlı Devleti’nde basımevi kurarak kitap yayımlayan ilk kişi İbrahim Müteferrika’dır. Matbaacı, yayımcı, yazar ve çevirmen İbrahim Müteferrika Matbaa denilince akla ilk gelen isimlerden biridir. Macaristan’ın Kolojvar şehrinde 1674 yılında doğan İbrahim Müteferrika, 1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. Esir olarak İstanbul’a getirildi ve burada Müslüman oldu.  Müslüman olmadan önceki adı bilinmemektedir (Müteferrika”, sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir.)

Kısa sürede Osmanlı Devleti’nin kanun ve mevzuatlarını öğrendi. Bundan dolayı çeşitli görevler verildi ve müteferrikalık yaptı. 1715 yılındaki Avusturya seferinde haberleşme konusunda devlete önemli hizmetleri oldu. Macarca, Latince, Arapça ve Farsça bildiği için  yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Kendisine önemli Resmi görevler  verildi. Böylece diplomatlık, mihmandarlık, çevirmenlik, müteferrikalık ve hacegânlık gibi işlerde başarılı oldu.  Macaristan’da eğitim gördü ve bu eğitimde matbaa işlerini öğrendi.

Matbaacılık

1720 yılında Paris elçisi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin oğlu Mehmed Said Efendi Paris’te boş durmamıştı. Orada gördüğü bir çok yeniliğin Osmanlıya taşınmasına neden olmuştur. Bu dönemde Paris’te bir matbaayı ziyaret etmiş ve büyük bir hevesle araştırmaya başlamıştır. Mehmet Sait Efendi  İstanbul’a döndüğünde matbaa üzerine çalışmaya başladı. Tam da bu dönemde İbrahim Müteferrika ile tanışmıştır. İkisinin amacı da matbaa kurmak olduğu için birlikte çalışmaya karar verdiler.  Bu düşünceleri Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından da destek gördü.

Matbaanın açılmasına başlangıçta ancak dini olmayan eserler basmak koşuluyla izin verildi.  Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva verildi.  III. Ahmet’ten de uygunluk fermanı alındı.  Böylelikle 16 Aralık 1727 tarihinde Darü’t-Tıbâati’l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanılmış olundu.  Yurt dışından makine ve Latin alfabesi kalıpları getirtildi. (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.  Yalova’da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu.  1729’da matbaanın ilk basılan kitabı Vankulu Lügatı oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17’yi, cilt sayısı ise 22’yi buldu.

İbrahim Müteferrika ve İlk Türk Matbaası (1727)

Matbaada Basılan Kitaplar

Matbaada basılan ilk kitap, 500 adet basılan Vankulu Lugati idi ve kitapların tamamı satıldı. Daha sonra Tuhfetü’l-Kibār, Tārīh-i Seyyāh, Hindi’l-Garbī, Tārīh-i Tīmūr, Tārīhü’l-Mısır, Gülşen-i Hulefā, Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem gibi kitaplar basıldı. Bunlardan Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem ve Tārīh-i Rāşid/Çelebizāde kitaplarının çoğu satıldı. Toplamda 9700 adet kitap basılmış ve bu kitapların 6724’ü yani yüzde 70’i satılmıştır. Müteferrika tarafından basılan orijinal eserler Yalova’da bulunan İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi’nde sergilenmektedir.

İbrahim Müteferrika tarafından kurulan matbaada, Müteferrika’nın ömrü boyunca toplam 17 ayrı kitap basılmıştır. Kitaplar:

Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Sihah El-Cevheri), 2 cilt halinde, 1729
Tuhfet-ül Kibar fi Esfar el-Bihar, 1729
Tarih-i Seyyah, 1729
Tarih-i Hind-i Garbi, 1730
Tarih-i Timur Gürgan, 1730
Tarih-I Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, 1730
Gülşen-i Hülefa, 1730
Grammaire Turque, 1730
Usul el-Hikem fi Nizam el-Ümem, 1732
Fiyuzat-ı Mıknatısiye, 1732
Cihan-nüma, 1732
Takvim el-Tevarih, 1733
Kitab-ı Tarih-i Naima, 2 cilt halinde, 1734
Tarih-i Raşid, 3 cilt halinde, 1735
Tarih-i Çelebizade, 1741
Ahval-i Gazavat der Diyar-ı Bosna, 1741
Kitab-ı Lisan el-Acem el Müsemma bi-Ferheng-i Şuuri, 2 cilt halinde, 1742

Bu kitaplardan Tarih-i Çelebizade ‘nin pek çok nüshası Tarih-i Raşid ‘in üçüncü ve son cildinin arkasına eklenip ciltlenerek beraber satıldığı için, bazı kaynaklar hataya düşerek Müteferrika’nın bastığı kitap sayısını 16 olarak göstermektedirler. Basılan kitapları çoğunlukla Kethüda, Mektupçu, Çavuşbaşı gibi Osmanlı Bürokrasisi ve Şeyhülislam, Kadı vb. satın almıştır. Özellikle ilmiye sınıfından kişilerin kitapları alması ulemanın matbaaya karşı olmadığını göstermektedir. Buna karşın satış adetleri çok düşük kaldığından İbrahim Müteferrika, latince olarak bastırdığı kataloglarla Avrupa’nın değişik yerlerinde kitaplarını satmaya çalıştı. Örneğin Grammaire Turque den 200 adedini Cizvit Mektebine, peşin fiyatı 3 kuruş iken toptan 2,5 kuruşa satmıştır.

İbrahim Müteferrika'nın Mezarı

Ölümü

İbrahim Müteferrika  1743 yılında bir atama emrini götürmek için Dağıstan’a gitti. Bu yolculuktan döndükten sonra, Divan-ı Hümayun tarihçiliğine getirildi ve 7 Kasım 1745’te bu görevinden ayrıldı. İbrahim Müteferrika 1747 yılında hayatını kaybetti. Cenazesi Aynalıkavak Mezarlığı’na defnedildi. Daha sonra 1942 yılında da buradan alınarak Galata Mevlevihanesi’ne nakledildi.

Aktif Link:
https://www.bilgidemeti.com/ibrahim-muteferrika-ve-ilk-turk-matbaasi-1727

Tamamını Oku

Kimdir?

Wolfgang Pauli

Wolfgang Pauli Kimdir? Kısaca Hayatı ve bilimsel Çalışmaları

1900 yılında Viyana’da doğan Wolfgang Pauli, 1958 yılında Zürich’te hayata gözlerini yumdu. Avusturya asıllı fakat İsviçreli idi. Münih’te okuduktan sonra 1921 yılında Göttingen’de ve Kopenhag’da asistanlık yaptı. 1928’de Zürich Federal Politeknik okulunda teorik fizik profesörlüğüne tayin edildi. 1940’tan itibaren Princeton Üniversitesin de ders verdi ve 1946 yılında Zürich’e döndü.
Bilim dünyasının dehalarından olan Pauli Heisenberg ile birlikte manyetik alanların kuvanta teorisini kurdu ve Kopenhag okulunun en ileri, en ünlü temsilcilerinden biri oldu. Pauli ilkesi de denilen ünlü ihraç ilkesini ortaya attı. Sonradan bu ilke, birleşme değerinin yorumuna ve iki cismin aynı anda aynı uzay parçası içinde bulunamayacağı kavramına yol açtı.

1931 yılında Fermi ile nötrinoların varlığını teorik olarak ispatladı. Bu hipotez çok daha sonraları deneysel yoldan ispatlanabildi. Wolfgang Pauli 1945 yılında Nobel fizik ödülüne layık görüldü.

Pauli İlkesi, 1924’te ortaya atılan, aynı uzay hücresinde (mesela atom) bulunan spinli taneciklerin gösterdiği bağdaşmazlıklarla ilgili ilkedir. Bu ilkeye göre n herhangi bir tamsayı olmak üzere, spinleri (n + ½) olan özdeş tanecikler aynı enerji seviyesinde bulunamaz. Elektronlar, protonlar, nötronlar Pauli ilkesine uyar.

Bu ilkeden elektronların bir atomun değişik enerji seviyelerindeki dağılışları ve enerji seviyeleri arasında mümkün olan geçişler ve taneciklerin uyduğu istatistik hakkında temel sonuçlar çıkarılır. Buna Pauli’nin ihraç ilkesi denir.

 

Tamamını Oku

Kimdir?

Humphry Davy

Humphrey Davy hakkında bilgidemeti ailesi olarak siz değerli okurlarımıza bu bilim insanı hakkında kısa da olsa bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedik.

Humphry Davy

Davy bir İngiliz kimya bilginidir. Bir oduncunun oğlu olan Davy, 16 yaşında babasını kaybedince bir eczacının yanına çırak girdi. Burada durmadan çalışarak kendi kendisini yetiştirdi. Daha sonra Bristol’de laboratuvar şefliği yaptı, bu sırada “güldürücü gaz” diye anılan azıtprotoksinin özelliklerini buldu.

Davy, “madenci feneri” ni keşfetmekle asıl şöhrete kavuşmuştur. Davy lambası diye de anılan bu fener maden ocaklarındaki patlamaları önlemeye yarar. Davy 1829’da hayata veda etti.

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar