Bizimle iletişime geçin

İlkler

Türkiye’de İlk Televizyon Yayını Ne Zaman Yapıldı?

Türkiye’nin ilk televizyon yayınını TRT’nin yaptığını çoğumuz biliriz. TRT bu yayını yaparken Türkiye’de televizyonu olan insan sayısı çok azdı. Günümüzde ise genel olarak her evde bir tanede olsa televizyon vardır. Şimdi Türkiye’de ilk televizyon yayını adlı yazımızda bu ilk televizyon yayını ile ilgili size bilgiler vereceğim umarım yazıyı beğenirsiniz.

İLK TELEVİZYON YAYINI

31 Ocak 1968 günü Ankara Mithatpaşa’dan TRT, Türkiye’deki ilk TV yayınını gerçekleştirdi. Saat 18:30’da test gösterimi başladı. Televizyonu olanların sayısı o kadar azdı ki televizyonu olan evler, ilk yayını izlemek isteyenlerle tıklım tıklım dolmuştur. 19:15’de TRT harfleri, 19:25’de de sol üst köşede Ankara Televizyonu yazısı olduğu halde ortada Atatürk heykeli belirir. 19:30’da spiker Nuran ERMEN’in açılışının ardından TV Müdürü Tali ÖNGÖREN “Başlarken” konuşmasını yapar. 19:35’de Prof Dr. Afet İNAN ve öğrencileri “Türk Devrim Tarihi” adlı kısa belgeseli sunarlar.

Saatler 20:00 gösterdiğinde ise ekranın sağ üst köşesinde ise ” İlk Tv Haberi ” yazısı belirir ve ilk TV haber spikeri Zafer CİLASUN on dakikalık haberlerin ardından hava raporu okunur. Saat 20:15’i gösterdiğinde bir çizgi film ” Kötü Adam – İnatçı Çiçek ” gösterime girer. 20:40’da yine bir belgesel ” Antalya Ormanları ” ve nihayet 20:50’de açılışı yapan spiker Nuran ERMEN yayını kapatır. Anonsun ardından önce Türk Bayrağı dalgalanır ardından İstiklal Marşı okunur.

Tüm bu yayın akışı esnasında ik kez de arıza yaşandı. Bu arızalarda o yılların TV izleyicilerinin hatırlayabileceği ” Arıza Diası ” devreye girdi. Bu görüntü, trafik sinyal lambasının yanında omuz hizasına kadar kaldırdığı eliyle ” Dur ” işareti yapan yapan bir polisti. Sağ elinde de düdüğü vardı. Baloncuk içerisinde ise “Lütfen Bekleyiniz” yazıyordu.

Bu ilk televizyon yayını, 30 kilometrekare bir alana ( Ankara’da ) ulaştı. O dönem yayınlar, haftada üç gün üçer saat, Alman Devleti’nin hediyesi olan 5 kilovatlık vericiyle yapılıyordu.

Kaynak Link: https://www.bilgidemeti.com/ilk-televizyon-yayini.htmI

Tamamını Oku
2 Yorum

2 Comments

  1. ırmak aydın

    26 Şubat 2012 at 14:13

    ödevimde çok işe yaradı

  2. harungungor

    29 Şubat 2012 at 14:47

    Teşekkürler, faydalı bir yazı.

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlkler

Çamaşır Makinesinin Kısa Tarihi

Elle Çamaşır Yıkama

Ne kadar dikkat edilirse edilsin kullanılan çamaşır kirlenir. Hatta hiç kullanılmasa bile ortamdaki toz veya is çamaşırları kirletir. Giysiler veya yatak, yorgan, çarşaf, masa örtüsü, perde gibi zorunlu ihtiyaç ürünlerinin sağlık açsından temiz olması şarttır.  Peki çamaşır makinesi icat edilmeden önce insanların çamaşırlarını nasıl yıkadıklarını biliyor musunuz? Günümüzün gelişmiş çamaşır makineleri olmadan önce çamaşır yıkamak tabii ki çok zordu. Bu zorluk derecesi çamaşır miktarının artmasıyla artıyordu. Bu süre 2-3 güne kadar uzamakla birlikte istenilen temizlik düzeyini yakalamak da zordu.

 İnsanların çamaşırı elle yıkadığı dönemlerde yıkama aracı, büyükçe leğenler, tekneler veya dere yataklarıydı. Çamaşırları yıkamak için önceden hazırlık yapmak gerekiyordu. O zamanlar elektrik de olmadığı için odun veya kömür yakılarak yıkama suyunun kaynatılması gerekiyordu. Ayrıca küllü su elde edilmesi gerekiyordu. Meşe odunu külü bir gaz tenekesinde veya kazanda kaynatılır, bir süre dinlendirilen suyun içindeki külün dibe çökmesi beklenirdi.

Çamaşır yıkama işlemi için ocakta kaynayan su ile soğuk küllü su, leğende karıştırılırdı. Elde edilen bu küllü su ve sabunla birlikte çamaşırlar yıkanırdı. Küllü su elde etmenin zorluğu ve buna bağlı olarak çamaşır yıkamanın güçlüğüne rağmen özellikle beyaz çamaşırlar yeterince temizlenemiyordu.  Kaynar su, küllü su, sabun ve soda ile çamaşırların kirini çıkarabilmek için iyice çitilemek gerekiyordu. Bu da ellerde tahriş ve diğer yaralanmalara neden oluyordu.

Çamaşır Makinesi İcat Ediliyor

Hamilton E. Smith, 1858 yılında insanlık tarihinin ilk mekanik çamaşır yıkama cihazı için patent aldı. Büyükçe bir kutu şeklindeki teknenin içinde dönen çarklardan ibaret bu ilk çamaşır makineleri günümüzün üstün teknolojik özelliklerine sahip çamaşır makinelerinin atasıydı. Bu ilkel çamaşır makinesin teknesinin yanındaki kol elle çevrilince içindeki çarklar dönüyor, böylece sudaki çamaşırlar karıştırılıyor ve kirli su olarak akıyordu. Bu bu makineleri kullanmak tabii ki çok zordu. Ancak bu sadece bir başlangıçtı.

1908 yılında Amerikalı A.J. Fisher, elektrik motoru ile çalışan çamaşır makinesini geliştirdi. Bu makinede teknenin ortasındaki karıştırıcı, yukarı-aşağı, sağa-sola hareket eden bir mille tutturulmuştu.  Karıştırıcı bu şekilde, çamaşırları da çevirerek sabunlu suyla çamaşırları yıkardı.

1950’li yıllarda bir İngiliz firması karıştırıcıyı teknenin iç kenarına yerleştirdi. Bununla birlikte bir pervane hızıyla dönen karıştırıcı, çamaşırlara değmeksizin yalnızca suyu şiddetle karıştırmaktaydı. Böylece su içinde alabora olan çamaşırlar temizleniyordu. Bu gelişme ile birlikte günümüzde kullanılmakta olan otomatik, hatta akıllı çamaşır makinelerine giden teknolojik süreci hızlandırmıştır.

Gelişen bilgisayar teknolojileri ve yazılımlarıyla birlikte günümüzdeki çamaşır makineleri çok ileridedir. Çamaşır rengi, türü ve miktarına göre, kirin niteliğine göre yıkama programları belirlenebilmektedir. Uzaktan çalışabilmekte, kapanabilmekte ve kurutulmaktadır.

Kaynak Link: https://www.bilgidemeti.com/camasir-makinesinin-kisa-tarihi.htm

Tamamını Oku

Edebiyat

Türk Edebiyatında İlk Roman: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Romanının Özellikleri

Türk edebiyatında ilk roman, Şemsettin Sami tarafından yazılan Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat adlı eserdir. Tanzimat Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından olan Şemsettin Sami bu romanı, 1872 yılının Kasım ayından başlayarak 1873 yazına kadar Hadîka gazetesinde yayınlanmıştır. Eserin kitap olarak basımı ise 1875’dir.
Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat’da, acıklı bir aşk hikâyesi anlatılmaktadır. Roman, Batı edebiyatı tarzında yazılması ile de önemlidir. Bu tarzda yazılan ilk Türkçe romanlardandır. Osmanlıca harflerle basılmış ilk roman da yine Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat’tır (Vartan Paşa tarafından 1851’de yazılan Akabi Hikâyesi ise lk Türkçe roman örneği olup, Ermeni harfleriyle yayımlanmıştı).

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ta; dönemin romanlarına özgü temalar olan aşk, kadın problemleri ve evlilikler öne çıkmaktadır. Romanda,  birbirine sevdalan insanların tutkulu aşkları ve yakınlarının onları istemediği evliliklere sürüklemesi ile ortaya çıkan trajik durumlar işenmiştir.  Aşka verilen önem büyüktür. Şemsettin Sami,  romanda konuşma dili ile birlikte  dikkat çekici diyaloglar kullanmıştı.  Eserin romantik üslubu ve duygusal karakter çözümlemeleri öne çıkmaktadır.

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Kısa Özet

Talat Bey 18 yaşındadır. Altı yaşında babasını kaybetmiş, annesi tarafından büyütülmüştür. Bir gün tütüncüden tutun alırken, dükkanın üstündeki evin cumbasının seyrek kafesi arkasında Fitnat Hanımı görür ve aşık olur. Fitnat Hanım’da bu Talat’ı görmüş ve beğenmiştir.

Fitnat Hanım, Tütüncü Hacı Babanın üvey kızıdır. Fitnat, bir yaşındayken annesi ölmüş ve üvey babası tarafından büyütülmüştür. Asıl babasının kim olduğunu ise bilmemektedir. Yaşlı üvey babası Hacı Baba mutaassıp ve sert karakterli biridir. Fitnat’ı hiç dışarıya çıkarmadığı gibi; eve de kimsenin gelmesini istemez. Evine sadece Fitnat’a nakış öğreten Şerife Kadın girebilmektedir.

Talat Bey kız kılığına girer ve  Şerife Kadından biraz nakış öğrenir. Ragıbe  takma adıyla Fitnat’tan nakış öğrenmek, ona da okuma yazma öğretmek bahanesiyle eve gelmeye başlar. Fitnat,  Ragıbe’yi sevdiği gencin kız kardeşi sanmaktadır.

Öte taraftan Şerife kadın, orta yaşlı ve bekar olan Ali Bey’in konağına nakışa gitmektedir. Ali Bey karısından ufak bir tartışma sonrasında ayrılmıştır. Karısı, annesi tarafından başka birisine verilmiş, ancak kısa bir süre sonra ölmüştür. Karısını çok seven Ali Bey de bir daha evlenmemiştir.

Şerife kadın Fitnat’ı Ali Bey’le evlendirmek istemektedir.  Ali Bey’i zorla razı eder. Fakat Fitnat istemez ve günlerce ağlar. Durumu Talat Bey’e de anlatır. Talat Bey üzüntüsünden hasta düşer. Fitnat Hanımı hileyle Ali Bey’in konağına götürüp, evlendirirler. Çok üzülen Fitnat kimseyle konuşmaz, Ali Beyi de hiçbir şekilde yanına yaklaştırmaz. Ali Bey de çok üzülmekte ve yaklaşmamaktadır. Ali Bey, Fitnat’ın Talat Bey’i sayıkladığını duyar çok üzülür. Kızı ikna etmek için elini uzatır, o sırada fitanat’ın boynundaki  muska kopar. Muskayı okuyan Ali Bey, Fitanat’ın kendi öz kızı olduğunu anlar. Fitnat kendini bıçaklayarak intihar eder. O sırada konağa gelen Talat Bey odada ölür. Ali Bey çıldırır ve altı ay sonra ölür.

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’taki Figürler

Talat Bey: Romanın baş kahramanı. Eğitimli, kültürlü, güler yüzlü, nazik ve samimi bir gençtir. 18 yaşındadır.

Fitnat Hanım : Eserin ikinci önemli kahramanıdır. 15 yaşındadır. Orta boylu oldukça güzel bir kızdır. Duygusaldır, nakış yapmayı çok sevmektedir.

Hacı Baha :  Fitnat’ın üvey babasıdır. Mutaassıp ve sert karakterlidir.

Ali Bey : Fitnat’ın asıl babası, zengin, ince ruhlu ve vefakardır.

Şerife Kadın : Fitnat’a nakış öğretir. Cahil orta yaşlı, bir kadındır.

Saliha Hanım : Talat Bey’in annesidir.

Rıfat Bey : Talat Bey’in babasıdır.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/turk-edebiyatinda-ilk-roman-taassuk-i-talat-ve-fitnat.htm

Tamamını Oku

Genel Kültür

Atom Bombası Olayı

İnsanlık tarihinde  acı bir ‘ilk’ olan atom bombası: II.Dünya Savaşı’nda atom bombası atılması olayı…

II. Dünya Savaşı, 20. yüzyılın iki en ciddi (topyekün) savaşından ikincisidir. Altı yıl boyunca, dünyanın çeşitli bölgelerinde süren kesintisiz savaşlarla önem taşımaktadır.

II. Dünya Savaşı, Alman ordularının Polonya’ya saldırıdığı 1 Eylül 1939’da başlamış kabul edilir. Ne var ki birbirinden kopuk görünseler de bu tarihte önceki çatışmalar da, savaşta birincil rol oynayan tarafların stratejik hedefleri arasında yer aldığından, savaşın başlangıcı tarihsel olarak daha gerilerden başlamaktadır.

2. Dünya Savaşı sırasında ABD’nin 6 Ağustos 1945’te attığı ve yüzbinlerce insanın yaşamını yitirmesine, sakat kalmasına neden olan atom bombası Japonya’da kullanıldı.

ATOM BOMBASI VE TARİHİ GELİŞİMİ

Bir atom bombasinda ana tema fizyon reaksiyonunun çok kisa bir sürede gerçeklestirilmesidir. Atom bombasinda biri dogal digeri yapay olmak üzere iki tür malzeme kullanilir. Bunlardan dogal olani uranyum (235U), yapay olani ise plutonyumdur (239Pu). Atom bombasinin yapiminda en önemli problemlerden biri kullanilacak olan bu malzemelerin eldesidir. 235U tabiatta 238U ile birlikte çok az miktarda bulunur. Bombada kullanilacak olan 235U’in çok saf olmasi gerekir, bu yüzden 238U’dan ayrilmalidir. 239Pu ise tabiatta bulunmaz, nükleer reaktörlerde 238U’dan elde edilir.

Fizyonun baslamasini saglayacak ilk nötronlar Ra–Be gibi bir nötron kaynagindan elde edilir. Fizyon olayinda bir atomun parçalanmasindan 2 ya da 3 tane nötron açiga çikar. Eger, ortam sartlari elverisli ise parçalanma sonucu olusan nötronlarin da, baska atomlari parçalamalari ile fizyon reaksiyonu zincirleme olarak devam eder. Zincir reaksiyonunun kendiliginden ilerlemesi için gerekli sart ise açiga çikan nötronlarin kaybolmadan yeni parçalanmalari saglamasidir. Nötronlarin kaybolmasi; ya ortamda bulunan safsizliklar (238U gibi) tarafindan sogurulmasi ile ya da çesitli çarpismalar sonucunda nükleer patlayici içinden çikip gitmesi ile olur. Dolayisiyla ,atom bombasi yapiminda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan bir digeri nötron kayiplarini en aza indirmektir.

Bir nötronun bir atom çekirdegine çarpmasi her zaman fizyon ile sonuçlanmaz. Bazen çekirdek nötronu yuttugu halde bölünmeyebilir. Bazen ise nötron çekirdek tarafindan yansitilabilir. Bu çarpismalar sonucunda ortamda dolasan nötron bir miktar enerjisini kaybederek yavaslar ve fizyon yapma gücü artar. Önemli olan bu nötronun nükleer patlayici içinden kaçmadan fizyon yapincaya kadar dolasmasidir. Bunun için ise kullanilan patlayici maddenin bu dolasmaya elverisli büyüklükte olmasi gerekir. Içerisinde baslatilan fizyon reaksiyonun kendi kendine sürebilecegi minimum nükleer patlayici kütlesine kritik kütle denir.

Netice itibariyle, atom bombasi merkezde uranyum veya plutonyumdan olusan bir öze sahiptir. Nükleer patlamanin olabilmesi için ise bu özün kritik kütleden büyük olmasi gerekir. Ancak, kritik kütlenin üzerindeki maddenin kendiliginden patlama ihtimali vardir. Bu yüzden patlayici madde özü, bombaya çesitli parçalar halinde yerlestirilir. Bomba ateslenecegi zaman bu parçalar bir araya gelip bir küre olusturmalidir. Bu parçalarin küre seklinde birlesmelerini saglamak için ise trinitrotoluen (TNT, dinamit) kullanilir. Önce TNT patlatilir. Bu patlama sonucunda nükleer kütle bir araya gelir ve asil patlama gerçeklesir.

Atom bombasi ile ilgili ilk çalismalar Robert J. Oppenheimer öncülügünde 1942 yilinin sonlarinda baslamistir. New Mexico eyaletinin Los Alamos adli bölgesinde bir “beyin takimi” ile baslayan çalismalar yaklasik 3 yil sonra ürününü verdi. Atom bombasinin ilk denemesi 16 Temmuz 1945 günü Meksika sinirina yakin bir çölde (Alamogordo) gerçeklestirildi. Patlamanin siddeti beklenenden çok fazla olmustu. Yaklasik 20.000 ton TNT’nin patlamasina esit bir etki görüldü. Elde edilen bu basari üzerine atom bombasinin Japonya’nin iki önemli sehrinde kullanilmasi kararlastirildi.

Bombardımandan sonra Hiroşima'dan bir görüntü. Ulusal Arşivler fotoğrafı.

Bombardımandan sonra Hiroşima’dan bir görüntü. Ulusal Arşivler fotoğrafı.

6 Agustos 1945 sabahi ilk atom bombasi “Enola Gay” isimli bir bombardiman uçagi ile Hirosima’ya atildi. Saniyenin onbinde biri kadar kisa bir sürede gerçeklesen patlamanin ilk etkisi gözleri kör eden bir isikti. Ardindan gelen 300.000 °C’lik isi etkisi ise yaklasik 3 km çapindaki her seyin yanmasini sagladi. Daha sonra ise patlamanin etkisiyle baslayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgari çevredeki her yükseltiyi dümdüz etti. Ama asil kalici etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra baslayan bir yagmur gerçeklestirdi. Yagmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmis oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hirosimayi yok eden bu korkunç bombanin bilançosu yaklasik 80.000 ölü ve 100.000 yarali olarak belirlenmistir.

9 Agustos 1945 günü ise ikinci atom bombasi Nagazakiye atildi. Bu sehirdeki insanlarin daha önceden uyarilmasi buradaki ölümlerin daha az olmasini sagladi. Ancak, her iki sehirde de radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Agustos 1945’ten sonra görülmeye baslandi. Gönüllü olarak kurtarma çalismalarina katilan veya akraba ve dostlarini harabeler içinde arayan bir çok insan farkinda olmadan yüksek miktarda radyasyon almislardi. Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanin patladigi anda meydana gelen sok, isi ve yikim etkisiyle gerçeklesen ölümlerden kat kat fazla olmustur. Bu sonuç; atom bombasinin insanlik için ne denli tehlikeli bir silah oldugunu ortaya koymustur.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/atom-bombasi-olayi.htm

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar