Bizimle iletişime geçin

Edebiyat

Kitap Sevgisi ile İlgili Yazı

 

Kitapları Sevgisi

Bilginin önemini kavramış bir insanın en sevdiği yazı, kitap sevgisi konusundadır. Kitapları çok seven bir insan iştahlı bir kitap sevgisi yazısı kaleme alacaktır. Ona göre en gerçek sevgi kitaplara olandır. Kütüphanelerde, kitapçılarda, kitaplığımızda bizi koşulsuzca sevmeye hazır kitaplar.. Her ihtiyacınız olduğunda yanı başımızda duran, sayfalarını bizlere dostça sunan kitaplar…

Kitaplara duyduğumu sevgi, onu meydana getiren süreci bildikten sonra daha da artacaktır. Bir kitabın ortaya çıkması çok büyük emek ve zaman gerektiriyor. Bazı kitapları tamamlamak için yılların geçmesi gerekiyor. Okur kazanması için usta bir yazarın kaleminin yazması gerekiyor. Basılması için kağıt, matbaa ve işçi emeği gerekiyor. Tüm bunlardan sonra raflarda yer alması, okuruna el sallaması gerekiyor.

Kitaplara çok değer veren, kitapları arayıp soran ve onları sonuna kadar anlamak için bitmeyen bir enerjiyle okuyan kişilere kitap kurdu diyoruz. Tutkulu bir sevmektir aslında bu. Kısacası vazgeçilmez bir tutkudur, kitap sevgisi. Okuma alışkanlığı demek biraz naif kalır. Tamam onu keşfedip bir defa alıştınız mı asla vazgeçemezsiniz, bu bir alışkanlıktır ama kitap sevgisi diye ifade etmek sanki daha fazla değer katacaktır.

Kitap tutkunları sadece insanları değil;  hayvaları, bitkileri, tepeleri, denizi, ırmağı, dereyi yani doğayı da çok sevcektir. Hiç tanımadığı kültürlerle karşılaşacak, hiç koklamadığı çiçekleri hissedece, ağlayaca ve gülecektir. Kitapları her gittiği yere birlikte götüren, otobüste, vapurda, trende, uçakta okuyan insanlar ne güzeldir!.. Tatile gider onunla, uyumadan hemen önce onunla.Yaprakları solmasın diye itinayla çevirir, kapağı eskimesin diye cilt giydiririrler.

Kitapları yeter ki sevmek isteyin, sevmiş olmaktan bıkmayacaksınız. Hayatta fazlası zarar olmayan nadir şeylerdendir kitap. Bize bilip bileceğimiz her bilginin kapısını açan kitapları sevmeyi öğrenelim. Kitaplar sevgiye kapısını açmış bizi beklemektedir. Üstelik halk kütüphaneleri aracılığıyla bizden bir ücret talep etmeden.

Kitap Sevgisi İle İlgili Yazı

Kitap sevgisi ile ilgili sözler

  • Bir kitabın ne kadar okuyucusu varsa, o kadar değişik çeşidi var demektir.
    Anatole France
  • Seçiş hürriyetimizin sınırsız olduğu tek dünya, kitaplar dünyası.
    Cemil Meriç
  • Tek dostum kitaplarım, tek düşmanım cahil dostlarımdır.
    Deniş Diderot
  • İnsanlık yalanı vc adaletsizliği kılıçla değil, kitapla yenecektir.
    Emile Zola
  • Bir ihsanın değeri, okuduğu kitapların değeri ile ölçülür.
    Herbert Spencer

Kaynak: https://www.bilgidemeti.com/kitap-sevgisi-ile-ilgili-yazi/

Tamamını Oku

Edebiyat

Noktalama İşaretleri Üzerine Kısa Kısa

Noktalama işaretleri Türkçede ilk defa Tanzimat döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Noktalama işaretlerinin amacı kısaca yazının daha kolay anlaşılması içindir. Yazının okunmasını kolaylaştırması yanında anlam karışıklığına düşülmesine de engel olur. Konuşma dilinde ses tonu, jest ve mimik yoluyla anlam karmaşası önlenir ancak yazı dilinde bunu noktalama işaretlerinin uygun kullanımıyla yaparız.

Noktalama İşaretleri

Nokta

Anlamca tamamlanmış haber cümlelerinin sonlarında kullanılır.
“Bu iş bitmiştir, nokta.”
“Ayşe, suyu yavaş yavaş içti.”
“Bu konuyu mutlaka öğrenmeliyim .”
“Akşama seni yemeğe bekliyoruz.”

Sözcüklerin kısaltılarak yazılmaları halinde kullanılır.
“Üniversitedeki Prof. Dr. Ahmet bey bu akşam bize gelecek.”
“Babam nihayet Yzb. rütbesi aldı.”

Sözcüklerinin baş harfleriyle alınan kısaltmalarda artık nokta kullanılmıyor.
“Eniştem TBMM toplantısına katılacak.”

Rakamla yazılan tarihler arasında kullanılır.
“14.02.1999’te sevgilimin doğum günü var.”

Sıra bildiren “-ıncı,- inci ”eklerinin yerine kullanılır.
“Ayten bilgi yarışmasında 1. oldu.”

Saat ve dakikaların yazımında kullanılır.
“Bugün 18.45’te tren kalkıyor.”

Soru İşareti

Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur.
Daha ne kadar bekleyeceğiz treni?
Şiirde biçimcilik hakkındaki düşünceniz nedir?
Ne istiyorsunuz?

Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur.
Gümrükteki memur başını kaldırdı:
Yaşınız?
İsminiz?

Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır.
Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.
1496 (?) yılında doğan Fuzuli…
İstanbul’dan İzmir’e arabayla üç saatte (?) gitmiş.

Önemli Not:
mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.
Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

Önemli not:
Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

Virgül

Eş görevli sözcük ve söz öbeklerinin arasında kullanılır.
“Çanta, terlik, cüzdan gibi eşyalarının hepsini sattı.”

Anlamca karışan öğelerin ayrılmasında kullanılır.
“Genç, adamın yanından uzaklaştı” cümlesinde virgül olmasaydı “genç” sıfat olurdu.

Arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.
“Bu evi, seninle ilk karşılaştığım yeri, nasıl unuturum?

İçinde başka virgül bulunmayan sıralı cümlelerin ayrılmasında kullanılır.
“Beni çağırdı, kendisi gelmesi.”

Tümce içindeki ünlem bildiren sözcüklerin sonunda kullanılır.
“Yoo, bu kadarına dayanamam.”

Seslenme bildiren sözcüklerin sonlarında kullanılır.
“Mehmet, buraya gel de biraz yardım et.”

Yazışmalarda başvurulan makamın adından sonra kullanılır.
“İl Milli Eğitim Müdürlüğüne,”

Ünlem İşareti

Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarelerin sonuna konur.
Ey sevgilim, yalnız benim sevgilim!
Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!
Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur.
Vahşi bir gülüşle: “Çekil!” dedi.
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

Noktalı Virgül

Öğe sayısı fazla olan sıralı cümlelerin sonlarında kullanılır.
“Öğretmen, elindeki not defterini açtı; sözlü yapacak birini aradı.

Bir bağlaçla birbirine bağlanan cümleler arasında bağlaçtan önce kullanılır.
“Beni davet etmediniz; ama size kızmıyorum.”

Aralarında nitelik farkı bulunan söz öbeklerinin ayrılmasında kullanılır.
“Sözcükler isim, sıfat, zamir, zarf; edat, bağlaç, ünlem; gibi fiil gruplarına ayrılır.

Öznenin diğer öğelerle karıştığı yerlerde kullanılır.
“Küçük; eski bir eve girdi.” Cümlesinde giren “küçük” tür. Eğer virgül koysaydık bu sözcük evin sıfatı olarak düşünülebilirdi.

İki Nokta

Bir cümlede açıklama yapılacaksa, açıklamaya başlamadan hemen önce iki nokta kullanılır.
“Türkiye’de iki kaliteli araba markası var: BMW ve Mercedes.”

Kavramlar tanımlanırken ya da açıklanırken kullanılır.
“İsim: Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.”

Konuşma metinlerinde kullanılır.
“Ahmet : ‘Ne zaman geldiniz eve?’ diye sordu.”

Üç Nokta

Benzer örneklerin devam edeceğini göstermek için kullanılır.
“Bahçede erik, armut, elma, kiraz,… daha pek çok meyve ağacı vardı.”

Anlamca tamamlanmamış cümlelerin sonunda kullanılır.
“Bir de istediğimi almamışsa…”

Bir alıntının alınmayan yerleri yerine kullanılır.
“… başımda bir duman tütüyor, bir bardak suya muhtacım…” dizeleriyle parlatıyor şiirini.”

Yüklemi bulunmayan cümlelerin sonlarında kullanılır.
“Karşıda başı dumanlı dağlar… Yan tarafta küçük bir dere…”

Seslenmelerde anlamı pekiştirmek için kullanılır.
“Nuri Amca…Nuri Amca hey!..”

Sıra Noktalar

Şiirde veya yazıda alınmayan bölümlerin yerlerine kullanılır.
Ne sitem ne korku yalnızlıktan
…..
Süslenmiş gemiler geçse açıktan
…..”

Kaynak Linkler:
https://www.bilgidemeti.com/noktalama-isaretleri-uzerine-kisa-kisa/
https://www.tdk.gov.tr/icerik/yazim-kurallari/noktalama-isaretleri-aciklamalar/

Tamamını Oku

Edebiyat

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kısaca Hayatı ve Eserleri

Edebiyatımıza Yaban, Ankara ve Kiralık Konak gibi unutulmaz eserler kazandıran Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun kısaca hayatı ve eserleri

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889’da Kahire’de doğmuştur. İlköğrenimine Manisa’da başladı. 1903 yılında İzmir İdadisi‘ne girdi. Yakup Kadri küçük yaşta babasını kaybetti. Babasının ölümünden sonra annesiyle Mısır’a döndü. Öğrenim hayatına İskenderiye’deki bir Fransız okulunda devam etti. 1908 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’e girdi ama bitiremedi.

Yakup Kadri, 1909 yılında arkadaşı Şehabettin Süleyman vasıtasıyla Fecr-i Âti topluluğuna katılmıştır. Sağlık problemi nedeniyle 1916 yılında İsviçre’ye gitti. Ancak iyileşmesine rağmen bu ülkede üç sene kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’na destek oldu.  1921 Ankara’da bir süre devlet memuru olarak çalıştı.

1923’te Mardin milletvekili olarak politikaya girdi. 1931 yılında da Manisa milletvekili olarak meclise tekrar girdi. Bu dönemde hem gazetecilik yaptı hem de roman yazmaya devam etti. 1932’de Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucu kadrosunda yer aldı. Bu derginin savunduğu bazı görüşler aşırı bulundu. Bu nedenle Kadro dergisi 1934’te yayımına son vermek zorunda kaldı.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir süre sonra Tiran elçiliğine atandı. 1935 yılında Prag, 1939’da La Haye, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1951’de yine Bern elçilikleri görevlerini yaptı. 27 Mayıs 1960’tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Politik hayatındaki son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği olmuştur. 13 Aralık 1974’te Ankara’da vefat etti.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Edebiyat Yaşamı

Edebiyat yaşamı Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerdeki yazılarıyla başlar.  İlk döneminde Fecr-i Âticiler’in ‘sanat şahsî ve muhteremdir’ görüşünü benimsemiştir. “Sanat için sanat” anlayışına uygun yazıları bu döneme rastlar. Nirvana adlı bir oyun, şiirler, makaleler, denemeler, düzyazı ve öyküler yazdı.

Yakup Kadri’nin sanat anlayışı Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında değişti. Ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Eserlerinde genel olarak tarihi olayları işledi.  O dönemin toplumsal hareketliliğine uygun olarak  yazdığı eserlerden Kiralık Konak’ta I. Dünya Savaşı öncesinin olayları yansıtmıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu eserinde, Osmanlının çöküş sürecine girdiği, kuşaklar arasındaki farklılaşmayı ve değer yargılarının, yaşam biçimlerinin çatışmasını işlemiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu kiralik konak
Hüküm Gecesi adlı eserinde, 1908-1911 yılları arasındaki siyasî olayların eleştirel bir gözle irdeler. Sodom ve Gomore romanın konusu Mütareke döneminde geçer. Bir tarafta Anadolu’da gelişen kurtuluş mücadelesi ve zorluklar, bir taraftan da Batı yanlısı ve yabancı subaylara aşık Türkler işlenir. Yine Kurtuluş Savaşı’nda geçen Yaban ile temasını II. Abdülhamid dönemini anlatan Bir Sürgün adlı romanları yazmıştır. Panorama ise 1923-1952 yıllarını kapsar.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1920’lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955’ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.

Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır. Nur Baba, Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatmaktadır.

Kiralık Konak’ta, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşası işlenmiştir. Kuşaklar arası kopuklukları ve gelenek çatışmalarını ustaca anlatır. Roman kahramanı Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairdir. Ancak daha sonra bilinçlenir ve geleceğin Türkiye’si idealine inanır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Eserleri

Yaban

Yaban Romanı Hakkında

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ismi ilk olarak akla Yaban adlı romanı getirir.

Yaban Romanının Kısa Özeti

Romanın baş kişisi paşa oğlu Ahmet Celal’dir. Yedek subay rütbeli olarak I. Dünya Savaşı’na katılmıştır.  Bu savaşta bir kolunu kaybetmiştir.  Bu durumdan dolayı çok üzüntü duyan Ahmet Celal umutsuzluğa düşmüştür ve çaresizlikler içindedir.

İstanbul’un İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilmesi üzerine emir eri Mehmet Ali’nin çağrısı ile Anadolu’nun Porsuk Çayı kıyılarındaki bir köye yerleşir. Ahmet Celal bu köyde Emine adlı bir kadına aşık olur. Fakat Ahmet Celal’in sevdiği kadın Mehmet Ali’nin kardeşi olan İsmail’in karısıdır. İlerleyen dönemlerde köyü Yunan kuvvetleri işgal eder. Köylü bu işgali umursamamaktadır.

Yunan kuvvetleri köydeki evleri yakıp yıkarken köy ahalisi bazı şeylerin farkına varır. Ahmet Celal ise işgal altındaki köyden sevdiği kadın olan Emine ile kaçmak istemektedir fakat bir süre sonra bu ikili yaralanmıştır. Ahmet Celal ve Emine geceyi bir mezarlıkta geçirip sabah olunca da yola çıkmak isterler. Ahmet Celal, ağır yaralı ve kımıldayamayacak halde olan Emine’yi orada bırakır. Bilinmeyen bir yöne doğru gider.  Yaşadıklarını  yazdığı defterini bir subayın bulup okuması umuduyla Emine’ye bırakır.

Romanları

  • Kiralık Konak
  • Yaban
  • Nur Baba, Hüküm Gecesi
  • Sodom ve Gomore
  • Ankara, Bir Sürgün
  • Panaroma, 2 cilt
  • Hep O Şarkı.

Hikaye:
Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.

Anı:
Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kısaca Hayatı ve Eserleri Konusunda Kaynak Linkler:

https://www.bilgidemeti.com/yakup-kadri-karaosmanoglunun-kisaca-hayati-ve-eserleri

https://iletisim.com.tr/kisi/yakup-kadri-karaosmanoglu/4803

Tamamını Oku

Edebiyat

Suat Derviş (1903-1972), Hayatı ve Edebi Kişiliği

Fosforlu Cevriye’nin yazarı Suat Derviş, 1903 yılında İstanbul’un Moda semtinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Hatice Saadet Baraner’dir.  Köklü ve varlıklı bir ailenin ortanca çocuğudur. Dedesi, Osmanlı Döneminde Avrupa’ya burslu gönderilen altı kişilik ilk öğrenci grubunda yer alan kimyager Müşir Derviş Paşa’dır. 1933’te İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülen Darülfünûn’un kurucularındandır. Babası İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi hocalarından, jinekoloji profesörü doktor İsmail Derviş Bey’dir. Suat Derviş’in anne tarafından kökleri ise Osmanlı Hanedanı’na uzanmaktadır. Aile üyeleri Osmanlı’nın aristokrat ve ilerici kesimindendir.

Suat Derviş, modernleşme yanlısı Osmanlı aydınları olan anne ve babası sayesinde o dönemin az sayıdaki iyi eğitimli kadınlarından biri olmuştur. Evde mürebbiyelerle yetiştirilmiş, Fransızca ve Almanca öğrenmiştir. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’nde ve savaş zamanında eğitimin kesintiye uğramaması için açılmış bulunan Bilgi Yurdu’nda devam etmiştir.

Suat Derviş’in Yazma Serüveni

Suat Derviş çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duymuştur. Eserlerinin gazetelerde yayımlanmasını sağlayarak ona yazarlık yolunu açan kişi ise şair Nâzım Hikmet olmuştur. Nâzım Hikmet, Suat Derviş’in 15 yaşındayken yazdığı “Hezeyan” başlıklı mensur şiirini ondan habersiz Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekine gönderir ve şiir gazetede yayımlanır. Böylece çocuk denecek yaşında ilk eseri basılmış olur. İlk şiirinin yayımlandığı 1918’den itibaren Suat Derviş yazılarını, hikâyelerini gazeteye göndermeye devam etmiştir. Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekini yöneten Yusuf Ziya Ortaç, Suat Derviş’i edebiyat dünyasına “Türk edebiyatının göklerine doğan yeni bir yıldız” olarak tanıtmıştır. “Hezeyan” şiirini “Nasıl Çalışırlardı?” başlıklı hikâyesi izlemiştir. Mehmet Rauf ise henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş’i “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi” olarak nitelendirir.

Suat Derviş’in İlk Romanı Kara Kitap

Suat Derviş’in ilk romanı “Kara Kitap” 1921 yılında yayımlanmıştır. “Kara Kitap”, edebiyat dünyasında hayret, şaşkınlık ve beğeniyle karşılanmış, esinini bir Avrupa romanından aldığı düşünülmüştür. Suat Derviş bu eserinde ölüme mahkûm güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlatmıştır. Kara Kitap Suat Derviş’in batılı yetişme tarzının ve bu yönde aldığı eğitimin, yaptığı okumaların izlerini taşımaktadır. Bu erken dönem romanında Batı’nın gotik edebiyatının unsurlarını bulmak
mümkündür. Kara Kitap dönemin edebiyat ortamında iki yönden şaşkınlıkla karşılanmıştır; o zamana kadar Türk edebiyatında benzeri görülmemiş bir tarzda yazılmış olmasının yanı sıra çok genç bir kadın yazarın eseridir.

İlk romanı yayımlandığı sırada Suat Derviş Alemdar gazetesinde çalışmaktadır. 1922’de Ankara Hükümeti’nin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Bele ile ilk röportajı Alemdar gazetesi için kendisi yapmıştır. Yabancı dil bilen bir gazeteci olarak 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izlemiştir. Bu durum ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını kazandırmıştır. Suat Derviş bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam Gazetesi’ne geçmiş ve bir kadın sayfası hazırlayarak bu gazetede “özel sayfa” hazırlanması konusunda öncü olmuştur.

İlk romanı Kara Kitap’ı, 1923’te yayımlanan “Hiçbiri” ve “Ne Bir Ses Ne Bir Nefes”, 1924’te yayımlanan “Buhran Gecesi” ve “Fatma’nın Günahı”, 1928’de “Gönül Gibi”, 1931’de Latin harfleri ile yazdığı ilk eseri olan “Emine” adlı romanları izlemiştir. Bu romanlarında İstanbul’un aristokrat yaşamından kesitler sunmuş; kadınların toplumsal sorunlarını ve özgürlük taleplerini irdelemiştir. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrilmiştir.

Almanya Günleri

1927 yılında gazeteciliği bırakır ve  konservatuar eğitimi için Almanya’ya gönderilir. Berlin’deki Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri alır ancak bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırır.

Almanya’da faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği bu yıllarda öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalışır, yazılar yazar. Yazıları önemli edebiyat ve sanat dergilerinde, siyasi gazetelerde yayımlanır. Böylece Suat Derviş, Halide Edip’ten sonra yurt dışında yazıları çıkan ilk kadın yazarımız olmuştur. Hitler iktidarı ile birlikte, Nazi yanlısı olmayan gazete ve dergilerin yayınlarına son verildiği için gazeteciliğe devam edemez. 1933’te babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olamadan Türkiye’ye dönmüştür.

Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımlamaya başlamıştır. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürmüştür. 1934’te “Onu Bekliyorum”, 1935’te “Onları Ben Öldürdüm”, 1936’da “Baba-Oğul” tefrika romanları yayımlanır. 1937’de yayımlanan “Bu Roman Olan Şeylerin Romanı” ile 1938’de yayımlanan “İstanbul’un Bir Gecesi” toplumsal gerçekçi çizgiye geçiş romanları olarak kabul edilir.

1935’te, Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan aylık “Resimli Ay” dergisinde çalışmaya başlamış ve bu derginin, içinde dönemin çok önemli yazar ve gazetecilerinin bulunduğu çevresine girmiştir. 1936 yılında “Son Posta” gazetesi için muhabirlik yapmaya başlamıştır. Gazete adına, Boğazlar sorununun görüşüldüğü Uluslararası Montrö Konferansı’nı izlemiştir.

Sovyetler Birliği Gezisi

1936 yılından itibaren Tan gazetesinde çalışmaya başlar. Bu gazetede çalışmak gazetecilik yaşamında önemli rol oynamıştır. Kadın sorunlarına değinmiş ve dış siyaset haberleri yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Avrupa’daki politik gelişmeleri izlemek üzere yazarlarını dış ülkelere gönderen gazete, Suat Derviş’i de Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri izlemekle  görevlendirmiştir. Bu dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.

Sovyetler Birliği dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, “komünist” olarak damgalanmasına neden olmuş ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmıştır. Hemen arkasından 1937’de tefrika edilen “Bu Roman Olan Şeylerin Romanı” Derviş’in gazeteciliğinin romancılığını da etkilemeye başladığını ortaya koyar. 1938’de “Bir İstanbul Gecesi” tefrika edilmiştir. “Hiç” adlı romanı 1939 yılında yayımlanmıştır. Ancak politik görüşlerinden dolayı, “Hiç”i yayımlanmasından itibaren yaklaşık otuz yıl boyunca hiçbir yayınevi, Derviş’in romanlarını basmaya yanaşmamıştır.

Yeni Edebiyat Dergisi

Suat Derviş dört evlilik yapmıştır. Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes ve Nizamettin Nazif Tepedelenli ile yaptığı ilk üç evliliğine ilişkin pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Derviş 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile evlenmiştir. Baraner, Mustafa Kemal Atatürk’ün de teyzesinin oğludur. Baraner ile tanışmaları “Yeni Edebiyat” dergisi aracılığıyla olur. Yeni Edebiyat, toplumcu edebiyat anlayışına sahip pek çok yazarı bir araya getiren, dönemin yaygın edebiyat anlayışına karşı eleştirel bir tutum ortaya koyan, 15 günde bir yayımlanan sanat, edebiyat ve fikir dergidir. Suat Derviş, Süs ve Resimli Ay gibi dergilerdeki deneyimleri sayesinde bu derginin yönetim ve karar mekanizmasında aktif bir şekilde yer almıştır. Aynı zamanda dergiye eleştiri yazıları başta olmak üzere, edebiyat yazıları da yazmıştır.

Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat’ın kadrosunda Abidin Dino, Sabahattin Ali, Hasan İzzettin Dinamo, Attilâ İlhan, Orhan Kemal, Mehmet Seyda gibi yazarlar bulunur. Dergi Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo, İlhan Tarus, A. Kadir gibi genç yazarların ilk hikâye ve şiirlerini yayımlayarak tanınmalarına yardımcı olmuştur. Ancak kadrosunda TKP genel sekreterinin de bulunması ‘yarı-ideolojik’ olarak değerlendirilmesine neden olmuştur.  Yeni Edebiyat, 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 tarihleri arasında 26 sayı yayımlanmış ve 1941’de sıkıyönetim tarafından kapatılmıştır.

1944’te Suat Derviş’in daha sonra “Ankara Mahpusu” adıyla yayımlanacak olan “Zeynep İçin” romanı tefrika edilir. Aynı yıl “Biz Üç Kız Kardeşiz”, “Fosforlu Cevriye” ve “Çılgın Gibi” gazetelerde yayımlanır. Bu döneme kadar eserlerini gerçek adıyla yayımlamışken, bir yandan Nazizme ve faşizme karşı yazılar yazdığı için 1930’ların sonundan itibaren gerçek ismini kullanarak çalışamaz hale gelmiş ve 1940’larda takma ad kullanmaya başlamıştır. Bunda “Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?” adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasının da etkisi olmuştur.

Tutukluluk ve Hapislik Dönemi

Suat Derviş, 1944 yılında TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte
gizlendikleri evde tutuklanmıştır.  Sorgu sırasında çocuğunu düşürmüştür. Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanmış ve 8 ay tutuklu kalmıştır. Reşat Fuat Baraner ise, yedi yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm olmuş, 1950 affında tahliye edildikten sonra, 3 Kasım 1951’de yeniden tutuklanmış; bu defa, TKP Merkez Komitesi üyesi olarak yargılanıp yedi yıla mahkûm olmuştur.

Suat Derviş hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntılar çekmiştir. Geçimini sağlamak için editörlük, Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler yapmıştır. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazmıştır.1947’de “Büyük Ateş “, 1950’de “Yaprak Kıpırdamasın” 1962’de “Aksaray’dan Bir Perihan” romanları tefrika edilmiştir. “Sınır” adlı romanı Remzi Kitabevi tarafından satın alınmış ancak basılmamıştır. Ardından “Şoför Mustafa”, “Kendine Tapan Kadın” ve “Yeniden Yaşayabilseydik” romanları tefrika edilmiştir. Sovyetler Birliği’nde Rusça olarak yayımlanan “Aşk Romanları” adlı
bir romanı daha bulunmaktadır.

İsveç Yılları

Suat Derviş, 1951’de tekrar tutuklanan eşinin yargılanmaya başladığı 1953 yılında kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık- bir kez daha yurt dışına çıkmış ve ablasının yanına İsveç’e gitmiştir. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımlamaya başlamıştır. Kendisini yurtdışında tanıtacak kitaplar kaleme almıştır. “Zeynep İçin” romanını “Ankara Mahpusu” adıyla yeniden yazmış, ablası Hamiyet Hanım ile birlikte Fransızca’ya çevirdiği roman 1957’de “Le Prisonnier d’Ankara” adıyla yayımlanmış ve ardından on sekiz dile çevrilmiştir. Hakkında o kadar
olumlu değerlendirmeler çıkmış ve roman eleştirmenler tarafından öyle beğenilmiştir ki; Ivo Andriç’in Drina Köprüsü ile kıyaslanmış, ondan bile daha iyi bulunmuştur.

Suat Derviş’in, Türkiye’de kitap olarak yayımlatma olanağını bulamadığı “Çılgın Gibi” adlı romanı da “Les Ombres du Yali” (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlanmıştır. Bu dönemde başta Les Lettres Français dergisinde yayımlanan “Fukara Ölüsü” gibi hikâyeleri, önemli Fransız dergilerinde (Horizon, Les Femmes d’Aujourdhui, Les Femmes Françaises, Eve ve Antoinette, Parisien Libre gibi) yayımlanmıştır. Batı Almanya’da Kölnischer Anzeiger, Morgenpost ve Bild gibi gazetelerde makaleleri, Avusturya’da Volksstimme gazetesinde hikâyeleri yayımlanmıştır.

1960’lı yıllarda, siyasi ortam değiştiğinde de Suat Derviş’in romanları için durum değişmez. Üstelik bu dönemde Suat Derviş Fransa’da, Almanya’da, Sovyetler Birliği’nde romanları yayımlanan bir yazardır. Türkiye’de pek çok yazardan önce Suat Derviş’in romanları çevrilmiştir.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş, eşi Reşat Fuat Baraner 1963 yılında hapisten çıkınca yurda döner.  Eşinin kurduğu Doğu Batı Tercüme Bürosu’na çeviriler yapmaya başlar. Bu arada takma isimlerle roman ve hikayeler, çocuk masalları yazmış,
tercümeler yapmıştır. “Aksaray’dan Bir Perihan” adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edilmiştir. 1944-1945 yıllarında tefrika edilmiş olan “Fosforlu Cevriye” öğrenci olaylarının büyüdüğü 1968 yılında “Ankara Mahpusu” ile birlikte, May Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.

Fosforlu Cevriye, Suat Derviş’in Türkiye’de kitaplarını bastıramadığı dönemde Türkiye’de kitap olarak basımından on bir yıl önce  1957 yılında Rusça olarak Sovyetler Birliği’nde yayımlanmıştır. Romanın çevirisi Orhan Kemal, Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday ve Sabahattin Ali’nin eserlerini de Rusçaya çeviren Türkolog Radi Fiş tarafından yapılmıştır.

Suat Derviş, 1968’de eşini kaybetmiş,  çok üzülmesine rağmen yazma uğraşı ve mücadelesini devam ettirmiştir.

Fosforlu Cevriye romanı çok büyük ilgi görmüş, Suat Derviş hayattayken ondan daha ünlü olmuş, onun maddi sıkıntılarını bilen yapımcılar tarafından düşük ücretler karşılığında sinemaya uyarlanmış, ücretinin tamamı bile ödenmemiştir. Suat Derviş 4 Eylül 1968’de bir film şirketi sahibine yazılmış bir pusulayla Fosforlu Cevriye senaryosundan kalan 150 lirayı istemek durumunda kalmıştır: “Bu kadar küçük bir para için sizi hiçbir zaman rahatsız etmek istemezdim. Fakat 20 gün evvel kocamı kaybettim. Bu kadar gülünç bir paraya ihtiyacım var.”

1969’da “Bana Derler Fosforlu” Filmi Ertem Göreç tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Başrollerini Türkan Şoray ve Engin Çağlar oynamıştır

Fosforlu Cevriye,  1969’da “Bana Derler Fosforlu” adıyla Ertem Göreç tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Başrollerini Türkan Şoray ve Engin Çağlar oynamıştır. Suat Derviş eserin tiyatro uyarlamasını ölümünden hemen önce kendisi yapmış ve uyarlamayı Gülriz Sururi’ye ithaf etmiştir. Fosforlu Cevriye daha sonra, Gülriz Sururi yönetiminde sahnelenmiştir.

Ölümü

Suat Derviş, 197o yılından itibaren çeşitli sağlık sorunları yaşamaya başlamıştır. Moskova’da göz ameliyatı olduktan sonra yurda dönmüş ve  Cumhuriyet döneminin ilk kadın şair ve gazetecilerinden, sosyalist ve sendikalist hareketlerin öncülerinden gazeteci-yazar Neriman Hikmet (Öztekin) ile beraber 1970’te “Devrimci Kadınlar
Birliği’nin kuruluşunda görev almıştır. Bu dernek 1971’de kapatılmıştır.

Ertesi sene Suat Derviş, Gülriz Sururi için Fosforlu Cevriye’yi senaryolaştırdıktan kısa süre sonra
şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırılmış ve 23 Temmuz
1972’de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde hayatını kaybetmiştir. Feriköy mezarlığına, Reşat
Fuat Baraner’in yanına gömülmüştür.

Suat Derviş’in Eserleri

Roman
• Kara Kitap (1921)
• Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923)
• Hiçbiri (1923)
• Ahmed Ferdi (1923)
• Behire’ninTalibleri (1923)
• Fatma’nın Günahı (1924)
• Ben mi (1924)
• Buhran Gecesi (1924)
• Gönül Gibi (1928)
• Emine (1931)
• Hiç (1939)
• Çılgın Gibi (1934)
• Yalının Gölgesi (1958)
• Fosforlu Cevriye (1968)
• Ankara Mahpusu (1968, ilk olarak 1957’de Paris’te Fransızca)

İnceleme
• Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum? (1944, İstanbul, Arkadaş Matbaası,64 sayfa

Yararlanılan Kaynaklar:

–  Liz Behmoaras, Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi, Doğan Kitap, 2017.
–  Çimen Günay (Erkol), “Toplumcu Gerçekçi Türk Edebiyatında Suat Derviş’in Yeri”, Yüksek Lisans
Tezi, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Bölümü, Ankara,
2001.

Toplumcu Gerçekçi Yazarlarımız
https://www.bookdepository.com/LES-OMBRES-DU-YALI-DERWISHSUAT/9782752905512?ref=grid-view

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar