Bizimle iletişime geçin

Kimdir?

Osman Gazi

Osman Gazi (H. 699-726 M. 1299-1326), Ertuğrul Bey’in üç oğlundan birisidir. Annesi Hayme Hatun’dur.

Osman Bey diğer kardeşlerinden büyük değildi fakat adeta bir idareci olarak yaratılmıştı. Zira bu hususta çok büyük kabiliyet sahibi idi. Babası vefat ettikten sonra diğer bütün beyler, ittifakla Osman Bey’i aşiretin reisi olarak tanıdılar.

Osman Bey, beyliğin başına geçtiği zaman,23 yaşında idi. Uzun boylu, geniş göğüslü, kalın ve çatık kaşlı, elâ gözlü ve koç burunlu idi. İki omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmi, aşağı kısmına nispetle daha uzundu. Çehresi yuvarlak ve teni buğday renginde idi.

Büyük şeyhlerden Edebali’nin evinde misafir iken, istirahat için gösterilen odada, Kur’an-i Kerim’i görünce, sabaha kadar saygısından yatmadığı ve geceyi uykusuz geçirdiği çok meşhurdur. Şeyh bu durumdan çok memnun kaldığı için kendisini kızı ile evlendirmiş ve hayır dualar etmiştir.

Osman Bey, 1287’de Karacahisar’ı fethetti.1280’de Domaniç’te Bizanslıları yenerek Bilecik’i fethetti ve Selçuklu Hükümdarı tarafından uç beyliğine verildi. 1299’da İnegöl fethedildi. Selçuklu Devleti yıkıldı ve Osman Bey müstakil beyliğini ilân etti. 1300’de Yenişehir ile Köprühisar, 1302’de ise Akhisar ve Koçhisar fethedildi.

Osman Bey’e babasından kalan arazinin genişliği 4800 km. kare idi. Kendisi vefat ettiğinde ise, beyliğin toprak genişliği 16.000 km. Kareye ulaşmıştır. Vefat etmeden önce oğlu Orhan Bey’e söyle vasiyet etmiştir :oğullarıma ve bütün dostlarıma birinci vasiyetim Sudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i İslam’ın yüceliğini yasatınız. Cihadın kemâline ererek, sancağı şerifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman İslam’a hizmet ediniz. Zira Cenap-ı Hak benim gibi zayıf bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihatlarınızla Kelime-i Tevhidi çok uzaklara götürünüz. Hanedanımdan her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahşer gününde, Resulü Azam’ ın şefaatinden mahrum kalsın. Oğlum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun eğmesin. Bana da, Hz. Allah’ın emri ile şimdi ölüm yaklaştı. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlâ’ya emanet ettim. Her isinde adaleti üstün tut.
Vefatında 68 yaşında idi. Tarih ise, Ağustos 1326’yi gösteriyordu.

Vefat ettiğinde geriye biriktiği mal varlığı şunlardı : Bir at mıhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkes, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık. Osman bey vefat ettiği zaman zayıf bir rivayete göre, Söğüt’te babasının yanına defnedilmiş ve Bursa alınırsa oraya defnini vasiyet etmişti. Bunun için 1326’da Bursa alındıktan sonra vasiyeti yerine getirilerek cesedi Bursa’ya nakledilip, Hisar’da (Saint Eli) namına yapılmış olan Gümüşlü Künbed’e defnedilmiştir. Fakat vekayün tetkikine göre vefatın 1326’da Bursa’nın teslim alınmasından sonra olduğu anlaşılıyor.

Osman Bey zamanında yasayan İslam büyükleri :Silsile-i Sâdât-i Naksibendiyye’nin onuncu ve on birinci halkalarını teşkil eden, Hâce, Arif Rivgiri ve Hâce Mahmud Incir Fagnevi (k.s.)Hazretleri, Şeyh Saadettin Cibavi, Bahaüddin Veled ve müellif Pehlivan Mahmud Poyraz.

Erkek çocukları : Pazarli Boy, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey.
Kız çocukları : Fatima Hatun.

Tamamını Oku
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kimdir?

İbrahim Müteferrika ve İlk Türk Matbaası (1727)

 İlk Türk Matbaası (1727) ve İbrahim Müteferrika 1674-1747

Osmanlı Devleti’nde basımevi kurarak kitap yayımlayan ilk kişi İbrahim Müteferrika’dır. Matbaacı, yayımcı, yazar ve çevirmen İbrahim Müteferrika Matbaa denilince akla ilk gelen isimlerden biridir. Macaristan’ın Kolojvar şehrinde 1674 yılında doğan İbrahim Müteferrika, 1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. Esir olarak İstanbul’a getirildi ve burada Müslüman oldu.  Müslüman olmadan önceki adı bilinmemektedir (Müteferrika”, sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir.)

Kısa sürede Osmanlı Devleti’nin kanun ve mevzuatlarını öğrendi. Bundan dolayı çeşitli görevler verildi ve müteferrikalık yaptı. 1715 yılındaki Avusturya seferinde haberleşme konusunda devlete önemli hizmetleri oldu. Macarca, Latince, Arapça ve Farsça bildiği için  yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Kendisine önemli Resmi görevler  verildi. Böylece diplomatlık, mihmandarlık, çevirmenlik, müteferrikalık ve hacegânlık gibi işlerde başarılı oldu.  Macaristan’da eğitim gördü ve bu eğitimde matbaa işlerini öğrendi.

Matbaacılık

1720 yılında Paris elçisi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin oğlu Mehmed Said Efendi Paris’te boş durmamıştı. Orada gördüğü bir çok yeniliğin Osmanlıya taşınmasına neden olmuştur. Bu dönemde Paris’te bir matbaayı ziyaret etmiş ve büyük bir hevesle araştırmaya başlamıştır. Mehmet Sait Efendi  İstanbul’a döndüğünde matbaa üzerine çalışmaya başladı. Tam da bu dönemde İbrahim Müteferrika ile tanışmıştır. İkisinin amacı da matbaa kurmak olduğu için birlikte çalışmaya karar verdiler.  Bu düşünceleri Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından da destek gördü.

Matbaanın açılmasına başlangıçta ancak dini olmayan eserler basmak koşuluyla izin verildi.  Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva verildi.  III. Ahmet’ten de uygunluk fermanı alındı.  Böylelikle 16 Aralık 1727 tarihinde Darü’t-Tıbâati’l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanılmış olundu.  Yurt dışından makine ve Latin alfabesi kalıpları getirtildi. (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.  Yalova’da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu.  1729’da matbaanın ilk basılan kitabı Vankulu Lügatı oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17’yi, cilt sayısı ise 22’yi buldu.

İbrahim Müteferrika ve İlk Türk Matbaası (1727)

Matbaada Basılan Kitaplar

Matbaada basılan ilk kitap, 500 adet basılan Vankulu Lugati idi ve kitapların tamamı satıldı. Daha sonra Tuhfetü’l-Kibār, Tārīh-i Seyyāh, Hindi’l-Garbī, Tārīh-i Tīmūr, Tārīhü’l-Mısır, Gülşen-i Hulefā, Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem gibi kitaplar basıldı. Bunlardan Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem ve Tārīh-i Rāşid/Çelebizāde kitaplarının çoğu satıldı. Toplamda 9700 adet kitap basılmış ve bu kitapların 6724’ü yani yüzde 70’i satılmıştır. Müteferrika tarafından basılan orijinal eserler Yalova’da bulunan İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi’nde sergilenmektedir.

İbrahim Müteferrika tarafından kurulan matbaada, Müteferrika’nın ömrü boyunca toplam 17 ayrı kitap basılmıştır. Kitaplar:

Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Sihah El-Cevheri), 2 cilt halinde, 1729
Tuhfet-ül Kibar fi Esfar el-Bihar, 1729
Tarih-i Seyyah, 1729
Tarih-i Hind-i Garbi, 1730
Tarih-i Timur Gürgan, 1730
Tarih-I Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, 1730
Gülşen-i Hülefa, 1730
Grammaire Turque, 1730
Usul el-Hikem fi Nizam el-Ümem, 1732
Fiyuzat-ı Mıknatısiye, 1732
Cihan-nüma, 1732
Takvim el-Tevarih, 1733
Kitab-ı Tarih-i Naima, 2 cilt halinde, 1734
Tarih-i Raşid, 3 cilt halinde, 1735
Tarih-i Çelebizade, 1741
Ahval-i Gazavat der Diyar-ı Bosna, 1741
Kitab-ı Lisan el-Acem el Müsemma bi-Ferheng-i Şuuri, 2 cilt halinde, 1742

Bu kitaplardan Tarih-i Çelebizade ‘nin pek çok nüshası Tarih-i Raşid ‘in üçüncü ve son cildinin arkasına eklenip ciltlenerek beraber satıldığı için, bazı kaynaklar hataya düşerek Müteferrika’nın bastığı kitap sayısını 16 olarak göstermektedirler. Basılan kitapları çoğunlukla Kethüda, Mektupçu, Çavuşbaşı gibi Osmanlı Bürokrasisi ve Şeyhülislam, Kadı vb. satın almıştır. Özellikle ilmiye sınıfından kişilerin kitapları alması ulemanın matbaaya karşı olmadığını göstermektedir. Buna karşın satış adetleri çok düşük kaldığından İbrahim Müteferrika, latince olarak bastırdığı kataloglarla Avrupa’nın değişik yerlerinde kitaplarını satmaya çalıştı. Örneğin Grammaire Turque den 200 adedini Cizvit Mektebine, peşin fiyatı 3 kuruş iken toptan 2,5 kuruşa satmıştır.

İbrahim Müteferrika'nın Mezarı

Ölümü

İbrahim Müteferrika  1743 yılında bir atama emrini götürmek için Dağıstan’a gitti. Bu yolculuktan döndükten sonra, Divan-ı Hümayun tarihçiliğine getirildi ve 7 Kasım 1745’te bu görevinden ayrıldı. İbrahim Müteferrika 1747 yılında hayatını kaybetti. Cenazesi Aynalıkavak Mezarlığı’na defnedildi. Daha sonra 1942 yılında da buradan alınarak Galata Mevlevihanesi’ne nakledildi.

Aktif Link:
https://www.bilgidemeti.com/ibrahim-muteferrika-ve-ilk-turk-matbaasi-1727

Tamamını Oku

Kimdir?

Wolfgang Pauli

Wolfgang Pauli Kimdir? Kısaca Hayatı ve bilimsel Çalışmaları

1900 yılında Viyana’da doğan Wolfgang Pauli, 1958 yılında Zürich’te hayata gözlerini yumdu. Avusturya asıllı fakat İsviçreli idi. Münih’te okuduktan sonra 1921 yılında Göttingen’de ve Kopenhag’da asistanlık yaptı. 1928’de Zürich Federal Politeknik okulunda teorik fizik profesörlüğüne tayin edildi. 1940’tan itibaren Princeton Üniversitesin de ders verdi ve 1946 yılında Zürich’e döndü.
Bilim dünyasının dehalarından olan Pauli Heisenberg ile birlikte manyetik alanların kuvanta teorisini kurdu ve Kopenhag okulunun en ileri, en ünlü temsilcilerinden biri oldu. Pauli ilkesi de denilen ünlü ihraç ilkesini ortaya attı. Sonradan bu ilke, birleşme değerinin yorumuna ve iki cismin aynı anda aynı uzay parçası içinde bulunamayacağı kavramına yol açtı.

1931 yılında Fermi ile nötrinoların varlığını teorik olarak ispatladı. Bu hipotez çok daha sonraları deneysel yoldan ispatlanabildi. Wolfgang Pauli 1945 yılında Nobel fizik ödülüne layık görüldü.

Pauli İlkesi, 1924’te ortaya atılan, aynı uzay hücresinde (mesela atom) bulunan spinli taneciklerin gösterdiği bağdaşmazlıklarla ilgili ilkedir. Bu ilkeye göre n herhangi bir tamsayı olmak üzere, spinleri (n + ½) olan özdeş tanecikler aynı enerji seviyesinde bulunamaz. Elektronlar, protonlar, nötronlar Pauli ilkesine uyar.

Bu ilkeden elektronların bir atomun değişik enerji seviyelerindeki dağılışları ve enerji seviyeleri arasında mümkün olan geçişler ve taneciklerin uyduğu istatistik hakkında temel sonuçlar çıkarılır. Buna Pauli’nin ihraç ilkesi denir.

 

Tamamını Oku

Kimdir?

Humphry Davy

Humphrey Davy hakkında bilgidemeti ailesi olarak siz değerli okurlarımıza bu bilim insanı hakkında kısa da olsa bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedik.

Humphry Davy

Davy bir İngiliz kimya bilginidir. Bir oduncunun oğlu olan Davy, 16 yaşında babasını kaybedince bir eczacının yanına çırak girdi. Burada durmadan çalışarak kendi kendisini yetiştirdi. Daha sonra Bristol’de laboratuvar şefliği yaptı, bu sırada “güldürücü gaz” diye anılan azıtprotoksinin özelliklerini buldu.

Davy, “madenci feneri” ni keşfetmekle asıl şöhrete kavuşmuştur. Davy lambası diye de anılan bu fener maden ocaklarındaki patlamaları önlemeye yarar. Davy 1829’da hayata veda etti.

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar