Bizimle iletişime geçin

Genel Kültür

Oyun, Bilişsel Gelişim ve Toplumsal Dünya

Oyun, Bilişsel Gelişim ve Toplumsal Dünya: Piaget, Vygotsky ve Sonrası

Bu makale, oyun ve bilişsel gelişim araştırmalarına eleştirel bir bakışın yanısıra bu bakışı aydınlatan iki büyük kuramsal çerçevenin bir analizini ortaya koymaktadır.. Son zamanlara kadar bu alandaki başat etki, oyuna yaklaşımı, bilişsel gelişim kuramının bütünleyici bir parçasını oluşturan Piaget’in olmuştur. Pigaetci araştırma programı, tükenmiş olmaktan uzak olmasına karşın, bu yaklaşımda sosyokültürel boyutun bulunmaması, gelişim kuramı giderek büyük bir alternatif çerçeve olarak ortaya çıkan Vygotsky’nin etkisi için bir alan yaratmıştır.  Ancak bu ikinci araştırma akımı, bugüne kadar Vygotskyci “esin”i sınırlı ve yetersiz bir biçimde dikkate almıştır.  Özellikle, etkileşime çok sınırlı olarak odaklanılmış ve oyun bağlamını tanımlayan ve biçimlendiren daha büyük sosyokültürel öğelerle ilgilenilmemiştir.

Bu makale, daha güçlü bir araştırma bakışaçısının anahatlarının önerilmesiyle sonuçlanmaktadır. Diğer kaynaklar arasında bu yaklaşım, kısmen Piagetci ve Vygotskyci perspektiflerdeki belirli öğelerin Durkheim ve Freud’daki kökleriyle yeniden bağlantılandırılması ve Geertz tarafından savunulan kültürel yorumlama yaklaşımının kullanılması yoluyla, Piagetci ve Vygotskyci yaklaşımların kendi içlerindeki keşfedilmemiş bazı olanaklar üzerine kurulmaktadır.

Makalen,in PDF formatlı tamamı

Yayın Türü : Yayınlanmış Makale
Makale Adı : Oyun, Bilişsel Gelişim ve Toplumsal Dünya: Piaget, Vygotsky ve Sonrası
Makalenin yayınlandığı süreli yayın adı : EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ DERGİSİ
Yayınlandığı cilt : 37
Yayın Sayısı : 2
Yayınlandığı yıl : 2004
Yayınlandığı sayfalar : 137-169
Emeği Geçenler : MELİKE TÜRKAN BAĞLI (Çeviren)

Tamamını Oku

Genel Kültür

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi (İletişim Müzesi)

İnsanın var olabilmesi için iletişimin önemi çok büyüktür. Farklı yöntemlerle geçmişten bugüne bilgi aktarımı iletişim ile yapılmıştır. İnsanlar iletişim kurmak için pek çok farklı yöntem ve araç kullanmışlardır. Bu yöntemleri geliştirerek bilgi birikiminin aktarımını sağlamışlardır. Böylece dünya üzerindeki varlığının köklerini derinleştirmişlerdir.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi; iletişim alanında uygulamalı öğrenmeyi sağlayan ilk ve tek müzedir. Ankara’nın Altındağ ilçesinin Aydınlıkevler semtinde bulunan, iki sergi ve bir uygulama salonundan oluşan bu müzede 402 parça eser sergilenmektedir. Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) Genel Müdürlüğünün yerleşke alanı içindedir. Asıl hedef kitlesi eğitim kurumları olmakta olan bu müze tüm yaş gruplarına hitap ediyor. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. Ziyaretçilere rehberlik yapan bir çalışan tarafından bilgilendirilerek ve uygulamalara katılarak geçen zamanın farkına varmıyorsunuz.

 

Müze olarak kullanılan bina, 1928 yılında Telsiz İstasyonu olarak inşa edilmiş ve 1951 yılına kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu işlevini sürdürmüş. 1956 yılına kadar Telsiz İstasyonu Misafirhanesi ve Lojmanı olarak da kullanılmış. Telsiz İstasyonu’nun taşınmasından sonra, bina 1956 yılında PTT Merkez Tamir ve Bakım Atölye Müdürlüğü olarak hizmet vermiş ve burada PTT’nin motorlu araçlarının tamir ve bakımı yapılmış.

Bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan bina 1998-2001 yılları arasında restore edilmiş, birinci katı Türk Telekom Eğitim ve Meslek Geliştirme Başkanlığı’nın idaresinde müze olarak 24 Nisan 2002 tarihinde ziyarete açılmış.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Bölümleri

Giriş, iki sergileme salonu ve uygulamalı eğitim salonu olarak tasarlanan müze, tek kat üzerinde iç içe geçmiş salonlar şeklinde düzenlenmiş. Girişten devam eden ilk sergi salonunda eski dönemlere ait telefon abonman sözleşmeleri ve telekomünikasyon ile ilgili eski evraklar bulunuyor. Abonman sözleşmeleri Adnan Menderes ve Zeki Müren gibi tanınmış kişilere ait. “Haberleşmede İz Bırakanlar” başlığı altında Ahmet Şükrü Bey’den günümüze ülkenin resmi haberleşme işlerinde adı geçen nazır, müdür ve diğer yetkililerin fotoğraflarına yer verilmiş. Atatürk’ün 1930 yılında Telgraf Müdürlüğü’ne hediye ettiği ve Ankara Radyosu’nun uzun yıllar saatleri ona göre ayarladığı duvar saati, eski telgraf aletleri ile Türksat Uydusunun ve Radyo Verici Kuleleri’nin büyük maketleri de bu salonda sergileniyor.

Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi 1

Osmanlı PTT Nazırlığı ile Erkanı Harbiye Reisliğinin imzaladığı Hususi Hat Sözleşmeleri, Dersaadet Telefon Şirketi’nin düzenlediği sözleşmeler, Fevzi Çakmak, Adnan Menderes, Şükrü Saraçoğlu, Alparslan Türkeş, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Zeki Müren gibi ünlü siyaset, devlet adamı ve sanatçıların telefon abonman sözleşmeleri ile kuruma gönderdikleri dilekçeler camekanların ardında. Müzede ayrıca; Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi Telefon Rehberi, 1940’lı 50’li yılların çeşitli illere ait telefon rehberleri, çeşitli dönemlere ait telgraf, teleks ve telefon makineleri ile ankesörlü, jetonlu telefonlar ve sahra telefonları yer alıyor. Dolapların içindeki ışıklandırma sistemi eserleri göz önüne seriyor, keyifle inceliyorsunuz. Eski dönemlerde posta taşıyan görevlilerin kıyafetleri de sergileniyor.

İkinci sergi salonunda mors cihazı, teleks, teleteks, çeşitli telefon makineleri ve ankesörlü telefonlar, manyetolu ve tuşlu ev telefonları, telefon kartları, ölçü aletleri ve santrallerde kullanılan cihazlar var. Geçmişe giderek o günleri anımsayıp bugünkü teknolojiye şaşırmadan edemiyorsunuz. Türkiye’de 1972 yılında hizmete sunulan ilk ankesörlü telefonunun yanında son teknoloji ürünü, e-posta gönderen, fotoğraf çeken ve video kaydeden multimedya ankesörlü telefon da bu bölümde. Ankesörlü telefonlar dikey ahşap panolarda asılı olarak, diğer objeler ise camlı ahşap dolaplar içinde sergilenmiş. Telefon kuyruklarında beklediğimiz o günler zaman tünelinde asılı kalmış sanki.

Müzenin uygulama salonu daha çok ilköğretim öğrencilerine yönelik iletişim araçlarının gelişimini öğretebilmek amacıyla oluşturulmuş. 2005 yılında Millî Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 4.sınıf öğrencileri için hazırlanan Sosyal Bilgiler ders kitabında yer alan iletişim konu başlıkları arasına Türk Telekom İletişim Müzesi’ni de eklemiştir. Bu nedenle telekomünikasyon haberleşmesinin gelişimini görebilecekleri şekilde geçmişte kalmış ve kullanılmakta olan cihazlar çalışır durumda sergilenmektedir. Öğrenciler bu salonda mors cihazı, telgraf ve teleks cihazı, otomatik ve yarı otomatik telefon santrali, faks cihazı, ankesörlü ve görüntülü telefonlar gibi geçmişten günümüze kadar kullanılmış olan iletişim araçlarını deneyebilmekte ve araçların gelişimini öğrenebilmektedir.

Binada, müzeden bağımsız olarak bir kütüphane ve depo bulunmaktadır. İletişim teknolojisinin tarihi boyutuna dokunarak ve uygulama yaparak gezilen bu müze görülmesi gereken en önemli müzelerden biridir.

Ankara Türk Telekom Telekomünikasyon Müzesi Adresi

Turgut Özal Bulv. Samsun Yolu Kavşağı, Aydınlıkevler, Altındağ, Ankara

Yılda ortalama 15.000 kişi tarafından ziyaret edilen müze ücretsizdir. Hafta içi yalnızca mesai saatleri içinde açık olan müzeye öğrenci grupları randevu sistemiyle kabul ediliyor. Ayrıca resmi web sitesinde müzeyi sanal tur ile gezebiliyorsunuz.

Kaynak Link: https://www.bilgidemeti.com/turk-telekom-telekomunikasyon-muzesi/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Kutup Yıldızı, Demirkazık

Bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktığımızda atlas bir örtüye serilmiş bize göz kırpan milyarlarca yıldız görürüz. Ama içlerinden bir tanesi en parlağıdır. Hemen dikkatimizi çeker. Küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı. Kuzey kutbuna çok yakın olduğundan bu ismi almıştır. Bilimsel adı Polaris’tir. Dünya’nın dönme ekseni Kutup Yıldızı’nın çok yakınından geçtiği için Kuzey Yarıkürede neredeyse gökyüzünde hareketsizmiş gibi gözlenir. Bu yüzden gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir. Bu özelliği nedeniyle tarih boyunca yön bulma ve seyir amacıyla kullanılmıştır.  Demirkazık, Kuzey Yıldızı gibi isimler de alır. Bize her daim kuzeyi gösteren Kutup Yıldızı, aslında üç farklı yıldızdan oluşan bir takımyıldızıdır. Küçük Ayı takımyıldızı arasında bulunan Kutup Yıldızı dediğimiz üçlü; Polaris A, Polaris Ab ve Polaris B yıldızlarından oluşmaktadır.

Gökyüzünde Kutup Yıldızı’nı Nasıl Buluruz?

Kutup Yıldızı’nı  ışık kirliliğinin yoğun olmadığı bir bölgede, gökyüzünde çıplak gözle kolaylıkla bulunabiliriz. Öncelikle Kutup Yıldızı’nın Küçük Ayı Takımyıldızının en parlak yıldızı olduğunu hatırlayalım. Parlak yıldızlarına odaklanıldığında, Küçük Ayı Takımyıldızı kepçe veya tava görünümüne sahiptir. Bu tavanın sapında Kutup Yıldızı yer alır. Bu rehber yıldızı bulmak için Büyük Ayı Takımyıldızının parlak iki yıldızı olan Merak ve Dubhe yıldızları da kullanılabilir. Büyükayı takımyıldızının oluşturduğu tava şeklinin gövdesinin sonundaki iki parlak yıldızı (Dubhe ve Merak) birleştiren hayalî doğruyu takip ederek, bu iki yıldız arasındaki mesafenin yaklaşık beş katı kadar ileride Kutup Yıldızı bulunur. Güneş’ten yaklaşık 2450 kere daha büyüktür. Diğer yıldızlara göre rengi sarıya dönüktür. Kendisini en parlak yıldız olarak bilsek de aslında en parlak 50. yıldızdır. Kutup Yıldızı sadece kuzey yarıküreden görünür. Güneyhaçı takımyıldızı, güney yarıkürede bulunanlara kabaca güney yönünü gösterir.

Pole Star, Kutup Yıldızı Demirkazık

Kısacası, Kuzey Yarıkürenin referans yıldızlarından olan Kutup Yıldızı, üç bileşenli, çoklu yıldız sistemidir. Bu sistemin parlak yıldızı, yaklaşık 70 milyon yıl yaşında, bir sarı süper-dev yıldızdır ve Polaris A olarak bilinir. Biz çıplak gözle sadece Polaris A’yı görebiliyoruz çünkü diğer iki yıldız ondan 500 kattan daha fazla sönüktürler. Daima pusulanın kuzey ibresi doğrultusunda bulunur. Kutup Yıldızı, gökyüzünü tanımak isteyenlerin öğrendiği ilk gökcisimlerinden biridir.

Mitolojide Kutup Yıldızı’nın Yeri ve Anlamı

İnsanlar, geçmişten bugüne kadar gökyüzünü anlamlandırmaya çalışmıştır. Gökyüzünü izleyen insanlar, bu döngünün dışında gökyüzüne hâkim olduğunu düşündükleri ve sürekli görebilecekleri bir gökcismi aramışlardır. Kutup Yıldızı’nın en önemli özelliği neredeyse tam olarak Dünya’nın dönüş ekseni hizasında olması ve dolayısıyla kendisi her zaman sabit kalırken diğer tüm yıldızların onun etrafında dönüyormuş gibi görünmesidir. Yerinden ayrılmayan Kutup Yıldızı Türklerdeki evren algılayışının önemli simgelerinden biri olmuştur.

Uygurlar Kutup yıldızına “Altun Kazuk”, yani “Altın kazık” derlerdi. Diğer Türkler ise, ona genel olarak “Temir-Kazık” yani “Demir Kazık” demişlerdir. Türkler, Kutup Yıldızı’nı tıpkı bir çadırın tepesini havada tutan merkez direğine benzetmiş ve ona “göğün direği” ismini vermişler. Türklerdeki evren anlayışının ilk adımı olarak görülen Kutup Yıldızı’nın etrafında ayın, güneşin, diğer yıldızların döndüğüne inanılmıştır. Türklerin Kutup Yıldızı için kullandıkları bir diğer ifade ise “demir kazık” olmuş ve bu ifade onun sarsılmaz sağlamlığını ve yerinde kalışını vurgulamak için kullanılmıştır. (Ögel-II 1998: 183)

Kutup Yıldızı aynı zamanda yeryüzünü gökyüzünden ayıran bir kapı olarak görülmüştür. Kutup Yıldızı’nın altında insanların yaşadığı yeryüzü, üzerinde ise ruhların ve tanrının yaşadığı gökyüzünün olduğuna inanılmıştır. İki dünya arasında bir kapı olarak görülen Kutup Yıldızı’ndan aşağı ancak tanrı tarafından görevlendirilen ruhların geçebileceği inanışı mitolojik anlatılara yansımıştır.

Gökyüzünün birbirinin üzerinde yer alan katlar halinde dizildiğine inanan Türkler, Kutup Yıldızı’ndan sonra güneşin ve ayın sonra ise bizzat tanrının yer aldığı katın geldiği düşüncesini evren anlayışı olarak kabul etmişlerdir (Ermetin 2009: 259, Çoruhlu 2002: 26). İnsanların da yaşadığı dünyanın altı ve üstünün tanrılar tarafından katlar halinde dizilmiş olduğu inancı Türk toplumlarında ve birçok dini inançta yer almaktadır. Ölümden sonra bedenden ayrılan ruhun dünyadaki yaşayışına nispetle ya mükâfat için gökyüzü katlarına ya da ceza için yer altı katlarına gideceğine inanmıştır.

Mezopotamya’daki ruhban sınıfı mensupları ise gökyüzünün katları olduğunu ama aralarında geçiş yapılamadığını düşünmüşler. Altay Kuzey Türk destanları ve düşüncelerinde, “Göğün Direği” anlatısı çok önemli bir yer tutar. Bir Altay destanında “göğün direği alınsa” deniyor. Bu, kıyamet kopsa demektir. Bazı anlatılarda “göğün direği bir çadır direği gibidir” denmiş. Aynı zamanda göçebe kültüründe, çadırın bir evren gibi de algılanarak, çadır direğine de göğün direği gibi bir önem atfediliyor. Kutup Yıldızı veya Altınkazık tepesi, göğün kapısıydı. İlkel Türk kültür çevrelerinde buna “Demir Ağaç” veya “Demir Direk” denmişti. Dönemin düşüncesine göre Kutup Yıldızı gökte hiç kımıldamadan duruyor, bütün gezegenler ile yıldızlar ise onun çevresinde dönüyorlardı. Ana düşünce budur. Kutup Yıldızı tanrının ışıklı ülkeleri olan, yüksek gökle yeryüzünü birleştiren kutlu bir kapı idi. Bu kapı gökle yeri, ruh alemi ile madde alemini, aynı zamanda insan ile tanrıyı birbirinden ayıran bir sınır idi. Şaman törenlerinde, Tanrı ruhlarından birini elçi olarak gönderir, Kutup Yıldızı kapısında şamanlar ile ilgi kurardı. Ruhlar da bu kapıdan aşağıya inemezlerdi.

Türk halklarının evren algısı da diğer toplumlarda olduğu gibi döneme ve sosyal şartlara bağlı olarak değişmektedir. Ancak değişime uğramayan iki temel öge olduğunu belirtmek gerekir. Bunlar evrenin iki ana bölgesini oluşturan gök ve yer kavramlarıdır. Gök ile yer, göbeğinden geçen bir eksen ile birbirine bağlıdır. Gök bu eksen etrafında dönmektedir. Bu eksenin gökteki sembolü Demirkazık olarak adlandırılan Kutup Yıldızı’dır. Yer bir direk ile Kutup Yıldızı’na bağlanır. Çadır, dağ, tapınak, konut, mezar, ağaç, sütun, ateşin dumanı gibi unsurlar, dünyayı orta yerinden göğe bağlayan eksenin yerdeki sembolleridir. Yerin göğe bağlandığı bu unsurlar, aynı zamanda dünyanın, Gök Tanrı’ya bağlandığına inanıldığı kutsal nesneler ve alanlardı.

Türk atlı kültürünün temellerinden gelen motiflerde, göğün direğine bağlı bir arabayı çeken, iki aygır vardı. Kutup Yıldızına bağlı en yakın yıldız, Küçükayı burcu idi. Yedi yıldızdan oluşan bu yıldız kümesinin kuyruğundaki yıldız, kutup yıldızına çok yakındı. Küçükayı burcu bu kuyruğu ile sanki kutup yıldızına bağlanmış gibiydi. Türkler kuyruktaki bu iki yıldızı, iki aygır gibi düşünmüşlerdi. Biri Ak Bozat diğeri Gök Bozat idi. Arkadaki dört yıldızı çekiyorlardı. Bu da dört tekerlekli bir araba idi. Atlar ile dört yıldız arasındaki küçük yıldız da, araba oku oluyordu. Kırgız Türkleri bu küçük yıldıza “Urgan Yıldızı” derlerdi. Araba ve atlar, Kutup Yıldızı’nın çevresinde dönüp dururlardı.

İşte bütün bu yıldızlar peş peşe kutup yıldızına zincirlerle bağlı, etrafında dönüyorlardı ve kıyamet bu zincirlerin koptuğu gün olacaktı, çünkü göğün düzeni alt üst olacaktı. Kutup Yıldızı’na Demirkazık denmesi, Yakut Türklerine ait bir hikâyeden gelir. Dünyanın ortasından, Kutup Yıldızı’na kadar uzanan, bir demir ağaç vardı. Yer ve gök yaratılırken, bu ağacın tohumu da atılmış, yer ile gök geliştikçe bu ağaç da ikisini birleştirmişti. Sibirya’nın tundralarında yaşayan Yakut Türkleri, bunu demir ağaç olarak düşünmüşlerdi. “Yer ile gök yaratıldığı ve yavaş yavaş büyümeye başladığı zaman, bir demir ağaç da yeşermeye başlamış. Büyüyerek yer ile gök arasında yükselmiş.” Demir dağ motifi Ergenekon efsanesinde de geçer.

Yakut Türklerinin bir kesimi de şöyle düşünüyordu. Tanrı insanları gökyüzündeki kötülüklerden korumak için bir çadır gerip, direkle tutturmuş. Yıldızlar bu çadırın deliklerinden giren ışıklar imişler. Bu delik Kutup Yıldızı imiş. Şamanlar, kartala binerek bu delikten göğe geçerlermiş. Bu anlayış Baykal Gölü kıyılarındaki Buryatlarda da görülür.

Kutup Yıldızı Göğün Kapısı

Kutup Yıldızı’na “Orta Kapı” ya da “Tanrıyolu” diyenler de vardır. Göğe çıkan şamanlar, bu kapıya kadar çıkarlar ve daha ötesine gitmezlerdi. Bazı Altay Türk destanlarına göre, bu geçit bazı şamanlar tarafından geçilmişti. Kutup Yıldızı göğün 5. katında idi. 6. katında ay, 7. katında güneş vardı. Tanrı ise 9. katta bulunuyordu. Kuzeydeki Geri Buryat inanışlarına göre, göğün kapısı her zaman açık değildi. Açıldığı zaman gökten yıldızlar ile meteorlar akardı.

Oğuz destanında Kutup Yıldızı, parlaklık ve güzellik sembolü olarak geçer: “Oğuz Kağan bir yerde tanrıya dua ediyormuş. Birden bire bir karanlık basmış ve gökten parlak bir ışık düşmüş. Işığın içinde, güzel bir kız oturuyormuş. Başındaki tacı Demirkazığı andırıyormuş…”

Kutup Yıldızı, gece gökyüzündeki hareketi takip etmek ve gökyüzünü tanımak için bir referans noktasıdır. Yön bulmak ve bulunduğumuz yerin enlemini tahmin etmek için de kullanılır.

Kaynak Link:
https://www.bilgidemeti.com/kutup-yildizi-demirkazik/

Tamamını Oku

Genel Kültür

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, tarihteki 16 büyük Türk imparatorluğunu, ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeler. Tarih boyunca Türkler var olmuş ve büyük olaylara imzalarını atmışlardır. “Türk kadar kuvvetli” sözü Avrupa’da yüzyıllarca söylenmiştir. Öte yandan Türkler yönettikleri halka adaletli davranmış, tüm yönetimindeki milletlerin haklarını gözetmiştir.

Türklerin kurduğu devletlerin isimleri şöyledir:

Büyük Hun İmparatorluğu
Batı Hun İmparatorluğu
Avrupa Hun İmparatorluğu
Ak Hun İmparatorluğu
Göktürk İmparatorluğu
Avar İmparatorluğu
Hazar İmparatorluğu
Uygur Devleti
Karahanlılar
Gazneliler
Büyük Selçuk İmparatorluğu
Harzemşahlar
Altınordu Devleti
Büyük Timur İmparatorluğu
Babür İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu

Tarihte hep olan Türkler sonsuza kadar da olacaktır. Türklerin kurdukları devletler bugünümüze ışık tutacak, varlığımızı sürdürmekte öncü olacaklar.

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar