Bizimle iletişime geçin

Edebiyat

Temel Hak ve Sorumluluklarımız Hakkında Yazı

Temel Hak ve Sorumluluklarımız Nelerdir?

Temel hak ve sorumluluklar konusunda bilgi sahibi olmamız, bir yurttaşlık görevidir.  Bir ülkede yaşayan tüm bireylerin, yasaların kendisinden istedikleri görev, hak ve sorumlulukları yerine getirmeleriyle birlikte, ülkeleri de modern dünyanın önemli bir parçası olur.  Çünkü haklarını bilen, bu hakları kullanan ve haklarının yetmedğini düşündüğünde de yeni haklar talep eden insan tipi ülkesine en büyük desteği vermiş olur. Bu aynı zamanda vatandaşlık görevidir. Bu görevle birlikte ülkesinin demokrasinin gelişmesine katkıda bulunur. Kısaca belirtmek gerekirse Temel Hak ve Sorumluluklarımız konusunda bilgi sahibi olmalı, bu hakları kullanmalı ve sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.

Şimdi kısaca hak ve sorumluluk kavramları üzerinde biraz duralım. Çünkü bu kavramların doğru tanımlanması ve öğrenilmesi ile birlikte her şey daha anlaşılır olacaktır. Hak nedir? En yalın tanımıyla hak, kanunlar, yönetmelikler veya uluslararası mevzuatlar gereğince kişiye verilen yetkilerdir. Sorumluluk ise kişinin kendisiyle ilgili üstüne aldığı  veya kendisine tanımlanan yükümlülüklerdir. Yani kişinin mesul olduğu durumlardır.

Hak kavramının tanımından da anlaşılacağı üzere, hak veya hakların kullanımını düzenleyen yasal dayanaklar söz konusudur. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel haklar ve özgürlükleri üç ana başlık altında toplayarak bunu güvence altına almıştır. Bunlar;

  • Kişi Hak ve Hürriyetleri

    Kişi dokunulmazlığı,
    Hürriyeti ve güvenliği,
    Özel hayatın gizliliği ve korunması
    Yerleşme ve seyahat hürriyeti,
    Din ve vicdan hürriyeti,
    Düşünce ve kanaat hürriyeti,
    Bilim ve sanat hürriyeti,
    Basın ve yayınla ilgili hürriyetler
    Toplantı hak ve hürriyeti
    Mülkiyet hakkı, Hak arama hürriyeti,
    Temel hak ve hürriyetlerin korunması)

  • Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler 

    Ailenin kornum hakkı ve ödevi,
    Çalışma ile ilgili haklar,
    Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt,
    Ücrette adalet sağlanması,
    Sağlık, çevre ve konut hakkı,
    Gençliğin korunması ve spor hakkı,
    Sosyal güvenlik hakları,
    Tüketici hakları,
    Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması

  • Siyasi Haklar ve Ödevler

    Türk vatandaşlığı
    Seçme, seçilme, siyasi faaliyetlerde bulunma hakları
    Kamu hizmetine girme hakkı
    Dilekçe hakkı

TEMEL HAK VE SORUMLULUKLARIMIZ HAKKINDA YAZI

İnsan Hakları

Bütün insanların temel hak ve özgürlükleri vardır. Bu haklara göre, herkes özgür doğar ve özgür yaşar yaşar. Yaşama hakkı denen bu hakların kullanılması uluslararası hukukun güvencesi altına alınmıştır. Bu özgürlükleri elinden alınan insanlar için Evrensel Hukuk kuralları devreye girer. Herkes istediği dine inanmakta, ya da hiç bir dine inanmamakta özgürdür. İnsanları bu konuda kimse zorlayamaz. Yine herkesin bilim ve sanatı öğrenme özgürlüğü vardır. Her insan yetenekleri doğrultusunda ve istediği okula gidebilir. 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayımlanmıştır. Bu bildirgeye göre; herkesin yaşama, özgürlük ve kişisel güvenlik hakkı vardır, Tüm insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonamaz. Her bireyin yurttaşlığa hakkı vardır.

Haklara Saygı

Herkes,  insan haklarına saygı göstermelidir. Eğer biz başkalarının haklarına saygı göstermezsek başkaları da bizim haklarımıza saygı göstermez. Hakların en önemlisi yaşama hakkıdır. Herkes birbirinin yaşama hakkına saygı göstermelidir. Yaşama hakkına saygı göstermeyen kişi kanun önünde suçlu duruma düşer.

Her ne sebepten olursa olsun hakkında soruşturma açılan kişi savunma hakkını kullanabilmelidir. Biz başkalarının kendini savunmasına fırsat vermezsek; kendimiz de aynı duruma düşebiliriz.
Haklardan biri de düşündüğünü şerbetçe söyleyebilme hakkıdır. Herkes istediği gibi düşünme ve düşündüğünü söyleme hakkına sahiptir.

Çocuk Hakları

Çocuklar bir ailenin ve ulusun fidanlardır. Bu fidanı özenle, sabırla, sevgiyle, bilgiyle yetiştirmek gerekir.
1952 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Ekim ayının ilk Pazartesi gününü Dünya Çocuk Günü olarak ilan etmiştir. Aynı yıl Çocuk Hakları Beyannamesi yayımlandı. Buna göre; çocuk aç ise doyurulmalı, hasta ise iyileştirilmeli, ona iyi bir eğitim sağlanmalı, bakımsız ve kimsesiz çocuklar korunmalıdır. Çocuk; ırk, din, milliyet gibi kavramların dışında tutulmalı, korunmalıdır. Felaket zamanında önce çocuklar korunmalıdır.
Birleşmiş Milletler Kurumunun bir üyesi olan Türkiye bu bildiriyi imzalayan ilk ülkelerden birisi olmuştur.

Gelenek ve Göreneklere Saygı

Bilindiği gibi, eskiden beri süre gelen davranışlara gelenek ve görenek denir. Gelenek ve görenekler, toplumda, yazılı olmayan kurallardır. Bayram, düğün, giyim, takı, asker uğurlama, konuk ağırlama yöresel geleneklerdir. Temel Hak ve Sorumluluklarımız açsından gelenek ve görenekler önemli yer tutmaktadır.

Her yörenin, tarihindeki başarıları, zaferleri, uğradığı istilâlar farklıdır. Bu ve bunun gibi faktörler, her yörenin gelenek ve göreneklerinin birbirinden farklı olmasına yol açmıştır.

Gelenek ve görenekler toplumsal ilişkileri güçlendirir. Bir düğünde bir araya gelme veya askere giden bir genci uğurlama, toplumda bireyler arası sevgi, hoşgörü ve dayanışmayı da artırır. Türk toplumunda her zaman gelenek ve göreneklere saygı gösterilmiştir. Siz de gelenek ve göreneklerimize saygı gösteriniz.

Sosyal Dayanışma

Dışarıda, içeride,  okulda, evde, mahallede ya da yurtta yalnız yaşamıyoruz. Örneğin, okulda bir şeye ihtiyacımız olduğunda bu ihtiyacımızı arkadaşlarımızdan karşılarız. Okula gelmeyen arkadaşımızı arar, sorarız. Çünkü bu, okuldaki dayanışmanın eseridir.

Ailemizde birbirimize yardım ederiz. Komşularımızla iyi ilişkiler içersinde bulunuruz. Onların iyi ve kötü günlerinde onlarla birlikte oluruz. Acılarını ve sevinçlerini paylaşırız.

Okulda, ailede toplum içerisinde bazen hoşumuza gitmeyen gelişme olabilir ancak zaten hayatta her şey, her zaman bizim istediğimiz şekilde olmaz. İstediğimiz olmadı diye karşımızdakine hemen küsmemeliyiz. Hoşgörülü olmalıyız. Ancak hoşgörülü olursak, birlikte yaşadığımız insanlarla daha kolay kaynaşırız.

Sorumluluklarımız

İnsanların bulundukları çevreye,  topluma aileye kısaca kendine ve dışındaki her sosyal unsura karşı bir takım sorumlulukları vardır.

Ailemize Karşı Sorumluluklarımız

Ailemiz bizleri belki çok zor şartlarda da olsa okula gönderip,  bütün ihtiyaçlarımızı en iyi şekilde karşılamaya çalışmakta ve  çok büyük fedakarlıklar yapmaktadır. Bizim de ailemize karşı olan sorumluluklarımız vardır. Bu sorumluluğa uygun olarak, derslerimize çalışmalı, davranışlarımıza dikkat etmeliyiz. Sonuç olarak bu olumlu çabamızın meyvesini yiyecek olan da bizleriz.

  • Vatanımıza karşı olan sorumluluklarımız
  • Kendimize karşı Sorumluluklarımız 
  • Bulunduğumuz çevreye karşı sorumluluklarımız 
  • Arkadaşlarımıza karşı Sorumluluklarımız

Tamamını Oku
51 Yorum

51 Comments

  1. melis

    12 Aralık 2010 at 12:56

    Teşekkür ederim.

    • yaren

      29 Mart 2013 at 16:24

      Temel sorumluluklarımız hakkında yazı linki var mı? Çok kısa olması lazım.

    • Ece

      24 Nisan 2013 at 20:16

      Teşekkür ederim. Ödevimi yaparken okudum, özet çıkardım ve çok beğenildi 🙂

  2. rümiş

    15 Aralık 2010 at 17:13

    sorumluluk ve hak aynı anlama mı geliyor? lütfen hemen cevap yollayın bu arada teşekkür ederim :):)

    • yonetim

      15 Aralık 2010 at 18:01

      Hayır aynı anlama gelmez.

    • rfgfgfg

      7 Ekim 2012 at 12:51

      hayır

    • yabancı

      7 Ocak 2013 at 14:28

      aynı anlama gelmez
      hak = müzik dinlemek
      sorumluluk = müziğin sesini fazla açmamak

  3. asdfg

    20 Aralık 2010 at 18:02

    thank you….:D

  4. elanur

    27 Aralık 2010 at 15:07

    aradığım şey değil

  5. su

    2 Ocak 2011 at 09:31

    neden sorumluluklar yok

  6. dsgv

    2 Ocak 2011 at 17:18

    sorumluluk olan site yok mu

    • Ezgi Yılmaz

      9 Ekim 2013 at 18:35

      Çağdaş insan, temel hak ve hürriyetlerinin farkında olan insandır.
      Ezgi Yılmaz

  7. rumeysa

    6 Ocak 2011 at 17:27

    TemHak ve sorumluluklarımız hakkında yazı yazılmış ama sorumluluklarımız kısmı eksik kalmış.

  8. musa

    11 Ocak 2011 at 13:59

    Teşekkür ederim ama tüm haklar yazılmamış.

    • şevval

      19 Mart 2013 at 21:57

      çok güzel bilgiler bulunuyor

  9. masal

    12 Ocak 2011 at 15:38

    Teşekkle. Yazmadıklarım vardı sağolun bu site çok güzelmiş 🙂

  10. kaykan

    26 Şubat 2011 at 14:12

    Sorumluluklarımız nerde? Sabahtan beri arıyom bi bulamadım hiçbir sitede yok! Siz yazın!

  11. beyza nur

    9 Mart 2011 at 16:49

    Teşekkür ederiz, güzel yazı hazırlanmış.

  12. irem

    16 Mart 2011 at 19:02

    Bence çook güzel!

  13. berfin

    23 Mart 2011 at 16:46

    Çok güzel bilgiler edindim. Teşekkür ederim.

  14. gamze

    8 Mayıs 2011 at 12:02

    bnm isTediğim gißi deiL ama Yinedé tskr edRm 🙂

  15. lulu

    1 Ekim 2011 at 15:28

    Haklarımız beş tane mi ya kocaman türkiyede sadece 5 tane hak olur mu yalancılarr

    • cansu

      9 Ocak 2012 at 16:17

      sanki sen daha iyi yapabilirsinde bir de arkadaşımızın emeğine saygısızlık ediyosun:(

  16. aleyna

    22 Aralık 2011 at 13:41

    güzel olmuş işme çok yaradı tşkkr ederim:)

  17. TUĞÇE

    22 Aralık 2011 at 13:48

    THANK YOU VERY MUCH ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM BU SİTEYE YARDIMCI OLAN KİŞİYE

  18. naciye

    22 Aralık 2011 at 13:49

    yaptuğunuz yorumlar çizel oldi:) daaaa
    sizi sevdum

  19. fadime

    22 Aralık 2011 at 13:50

    Allah razı olsun bu siteye emek verenlerden.

  20. ali öz

    11 Ocak 2012 at 17:23

    hiç güzel degil aradıgım hiç birşey yok son an da başka bir sitede aradıgımı buldum 🙁

  21. betüş

    20 Şubat 2012 at 17:30

    Teşekkür ederim.

  22. murat

    25 Şubat 2012 at 19:03

    Herkesin haklarına saygı göstermek zorundayız. Yasalar buna göre düzenlenmiş zaten.

  23. eray

    1 Mart 2012 at 18:10

    Cok Guzel Bır Sıte Yapanın Ellerı Dert Gormesın xD

  24. eray

    1 Mart 2012 at 18:12

    Bu Sitede Okuduklarım Sayesınde Sosyalden 86 Aldım

  25. Timur

    12 Nisan 2012 at 16:10

    çok güzel ama başlık altına konu yazmamışsın örneğin vatanımıza karşı sorumluluktan sonra vergi vermek askere gitmek gibi şeyler yazabilirsin. LÜTFEN DİKKATE ALINSIN!

  26. Timur

    12 Nisan 2012 at 16:12

    Bu sırada üstteki yazdıklarım silinmemişse eğer devamı =
    emeğinize sağlık

  27. burak

    15 Nisan 2012 at 10:14

    süper cok begendim teşekürler bu siteyi yapana
    ,

  28. Şevval

    27 Eylül 2012 at 11:41

    Temel haklarımız ve sorumluluklarımız konusunda daha kısa ve yeni bir yazı istiyorum.

  29. jeni

    30 Eylül 2012 at 14:34

    aradığımı bulamadım

  30. seyhan

    3 Ekim 2012 at 18:09

    tam aradığım şeyi buldum

  31. Rafet

    7 Ekim 2012 at 12:50

    TEMEL HAK VE SORUMLULUKLARIMIZ HAKKINDA YAZI

  32. suskun

    23 Ekim 2012 at 10:19

    konu ile ilgili hiç resim yok resim istiyorum ben de

  33. hasan

    30 Ekim 2012 at 17:10

    bi var bi yok

  34. zeynep çimen

    11 Kasım 2012 at 15:41

    Niye sonuncu hak E değil de 5. Merak ettim de…

  35. meloş

    23 Aralık 2012 at 10:53

    teşekkürler…

  36. Zeynep

    27 Şubat 2013 at 15:20

    Temel Hak ve Hürriyetlerimiz, bizim sahip çıktığımız ölçüde değerini korur. Hakkını aramayan insanın bu hayatta tutunması zordur.

  37. Bülent

    7 Mart 2013 at 19:24

    Temel Hak ve ödevlerimiz konusu gerçekten çok önemli.

  38. Selcan

    7 Mart 2013 at 19:24

    Temel Hak ve ödevlerimiz konusu önemli olmasaydı zaten öğretmen araştırma yapın demezdi. Yani 🙂

  39. berat semizoğlu

    12 Mart 2013 at 19:03

    sizin sayenizde 100 aldım

  40. başak

    19 Mart 2013 at 20:22

    Ben budn hic bişi anlamadım akadaslar bunlar doğrumu acaba ?

  41. İlayda

    7 Nisan 2013 at 14:08

    Teşekkür ederim, çok güzel hazırlanmış. Made madde.

    • İlayda

      28 Mart 2021 at 11:30

      Doğru

  42. irem

    19 Ekim 2013 at 17:06

    çok güzel işime çok yaradı

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Edebiyat

Noktalama İşaretleri Üzerine Kısa Kısa

Noktalama işaretleri Türkçede ilk defa Tanzimat döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Noktalama işaretlerinin amacı kısaca yazının daha kolay anlaşılması içindir. Yazının okunmasını kolaylaştırması yanında anlam karışıklığına düşülmesine de engel olur. Konuşma dilinde ses tonu, jest ve mimik yoluyla anlam karmaşası önlenir ancak yazı dilinde bunu noktalama işaretlerinin uygun kullanımıyla yaparız.

Noktalama İşaretleri

Nokta

Anlamca tamamlanmış haber cümlelerinin sonlarında kullanılır.
“Bu iş bitmiştir, nokta.”
“Ayşe, suyu yavaş yavaş içti.”
“Bu konuyu mutlaka öğrenmeliyim .”
“Akşama seni yemeğe bekliyoruz.”

Sözcüklerin kısaltılarak yazılmaları halinde kullanılır.
“Üniversitedeki Prof. Dr. Ahmet bey bu akşam bize gelecek.”
“Babam nihayet Yzb. rütbesi aldı.”

Sözcüklerinin baş harfleriyle alınan kısaltmalarda artık nokta kullanılmıyor.
“Eniştem TBMM toplantısına katılacak.”

Rakamla yazılan tarihler arasında kullanılır.
“14.02.1999’te sevgilimin doğum günü var.”

Sıra bildiren “-ıncı,- inci ”eklerinin yerine kullanılır.
“Ayten bilgi yarışmasında 1. oldu.”

Saat ve dakikaların yazımında kullanılır.
“Bugün 18.45’te tren kalkıyor.”

Soru İşareti

Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur.
Daha ne kadar bekleyeceğiz treni?
Şiirde biçimcilik hakkındaki düşünceniz nedir?
Ne istiyorsunuz?

Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur.
Gümrükteki memur başını kaldırdı:
Yaşınız?
İsminiz?

Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır.
Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.
1496 (?) yılında doğan Fuzuli…
İstanbul’dan İzmir’e arabayla üç saatte (?) gitmiş.

Önemli Not:
mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.
Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

Önemli not:
Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

Virgül

Eş görevli sözcük ve söz öbeklerinin arasında kullanılır.
“Çanta, terlik, cüzdan gibi eşyalarının hepsini sattı.”

Anlamca karışan öğelerin ayrılmasında kullanılır.
“Genç, adamın yanından uzaklaştı” cümlesinde virgül olmasaydı “genç” sıfat olurdu.

Arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.
“Bu evi, seninle ilk karşılaştığım yeri, nasıl unuturum?

İçinde başka virgül bulunmayan sıralı cümlelerin ayrılmasında kullanılır.
“Beni çağırdı, kendisi gelmesi.”

Tümce içindeki ünlem bildiren sözcüklerin sonunda kullanılır.
“Yoo, bu kadarına dayanamam.”

Seslenme bildiren sözcüklerin sonlarında kullanılır.
“Mehmet, buraya gel de biraz yardım et.”

Yazışmalarda başvurulan makamın adından sonra kullanılır.
“İl Milli Eğitim Müdürlüğüne,”

Ünlem İşareti

Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarelerin sonuna konur.
Ey sevgilim, yalnız benim sevgilim!
Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!
Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur.
Vahşi bir gülüşle: “Çekil!” dedi.
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

Noktalı Virgül

Öğe sayısı fazla olan sıralı cümlelerin sonlarında kullanılır.
“Öğretmen, elindeki not defterini açtı; sözlü yapacak birini aradı.

Bir bağlaçla birbirine bağlanan cümleler arasında bağlaçtan önce kullanılır.
“Beni davet etmediniz; ama size kızmıyorum.”

Aralarında nitelik farkı bulunan söz öbeklerinin ayrılmasında kullanılır.
“Sözcükler isim, sıfat, zamir, zarf; edat, bağlaç, ünlem; gibi fiil gruplarına ayrılır.

Öznenin diğer öğelerle karıştığı yerlerde kullanılır.
“Küçük; eski bir eve girdi.” Cümlesinde giren “küçük” tür. Eğer virgül koysaydık bu sözcük evin sıfatı olarak düşünülebilirdi.

İki Nokta

Bir cümlede açıklama yapılacaksa, açıklamaya başlamadan hemen önce iki nokta kullanılır.
“Türkiye’de iki kaliteli araba markası var: BMW ve Mercedes.”

Kavramlar tanımlanırken ya da açıklanırken kullanılır.
“İsim: Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.”

Konuşma metinlerinde kullanılır.
“Ahmet : ‘Ne zaman geldiniz eve?’ diye sordu.”

Üç Nokta

Benzer örneklerin devam edeceğini göstermek için kullanılır.
“Bahçede erik, armut, elma, kiraz,… daha pek çok meyve ağacı vardı.”

Anlamca tamamlanmamış cümlelerin sonunda kullanılır.
“Bir de istediğimi almamışsa…”

Bir alıntının alınmayan yerleri yerine kullanılır.
“… başımda bir duman tütüyor, bir bardak suya muhtacım…” dizeleriyle parlatıyor şiirini.”

Yüklemi bulunmayan cümlelerin sonlarında kullanılır.
“Karşıda başı dumanlı dağlar… Yan tarafta küçük bir dere…”

Seslenmelerde anlamı pekiştirmek için kullanılır.
“Nuri Amca…Nuri Amca hey!..”

Sıra Noktalar

Şiirde veya yazıda alınmayan bölümlerin yerlerine kullanılır.
Ne sitem ne korku yalnızlıktan
…..
Süslenmiş gemiler geçse açıktan
…..”

Kaynak Linkler:
https://www.bilgidemeti.com/noktalama-isaretleri-uzerine-kisa-kisa/
https://www.tdk.gov.tr/icerik/yazim-kurallari/noktalama-isaretleri-aciklamalar/

Tamamını Oku

Edebiyat

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kısaca Hayatı ve Eserleri

Edebiyatımıza Yaban, Ankara ve Kiralık Konak gibi unutulmaz eserler kazandıran Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun kısaca hayatı ve eserleri

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889’da Kahire’de doğmuştur. İlköğrenimine Manisa’da başladı. 1903 yılında İzmir İdadisi‘ne girdi. Yakup Kadri küçük yaşta babasını kaybetti. Babasının ölümünden sonra annesiyle Mısır’a döndü. Öğrenim hayatına İskenderiye’deki bir Fransız okulunda devam etti. 1908 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’e girdi ama bitiremedi.

Yakup Kadri, 1909 yılında arkadaşı Şehabettin Süleyman vasıtasıyla Fecr-i Âti topluluğuna katılmıştır. Sağlık problemi nedeniyle 1916 yılında İsviçre’ye gitti. Ancak iyileşmesine rağmen bu ülkede üç sene kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’na destek oldu.  1921 Ankara’da bir süre devlet memuru olarak çalıştı.

1923’te Mardin milletvekili olarak politikaya girdi. 1931 yılında da Manisa milletvekili olarak meclise tekrar girdi. Bu dönemde hem gazetecilik yaptı hem de roman yazmaya devam etti. 1932’de Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucu kadrosunda yer aldı. Bu derginin savunduğu bazı görüşler aşırı bulundu. Bu nedenle Kadro dergisi 1934’te yayımına son vermek zorunda kaldı.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir süre sonra Tiran elçiliğine atandı. 1935 yılında Prag, 1939’da La Haye, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1951’de yine Bern elçilikleri görevlerini yaptı. 27 Mayıs 1960’tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Politik hayatındaki son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği olmuştur. 13 Aralık 1974’te Ankara’da vefat etti.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Edebiyat Yaşamı

Edebiyat yaşamı Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerdeki yazılarıyla başlar.  İlk döneminde Fecr-i Âticiler’in ‘sanat şahsî ve muhteremdir’ görüşünü benimsemiştir. “Sanat için sanat” anlayışına uygun yazıları bu döneme rastlar. Nirvana adlı bir oyun, şiirler, makaleler, denemeler, düzyazı ve öyküler yazdı.

Yakup Kadri’nin sanat anlayışı Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında değişti. Ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Eserlerinde genel olarak tarihi olayları işledi.  O dönemin toplumsal hareketliliğine uygun olarak  yazdığı eserlerden Kiralık Konak’ta I. Dünya Savaşı öncesinin olayları yansıtmıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu eserinde, Osmanlının çöküş sürecine girdiği, kuşaklar arasındaki farklılaşmayı ve değer yargılarının, yaşam biçimlerinin çatışmasını işlemiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu kiralik konak
Hüküm Gecesi adlı eserinde, 1908-1911 yılları arasındaki siyasî olayların eleştirel bir gözle irdeler. Sodom ve Gomore romanın konusu Mütareke döneminde geçer. Bir tarafta Anadolu’da gelişen kurtuluş mücadelesi ve zorluklar, bir taraftan da Batı yanlısı ve yabancı subaylara aşık Türkler işlenir. Yine Kurtuluş Savaşı’nda geçen Yaban ile temasını II. Abdülhamid dönemini anlatan Bir Sürgün adlı romanları yazmıştır. Panorama ise 1923-1952 yıllarını kapsar.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1920’lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955’ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.

Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır. Nur Baba, Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatmaktadır.

Kiralık Konak’ta, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşası işlenmiştir. Kuşaklar arası kopuklukları ve gelenek çatışmalarını ustaca anlatır. Roman kahramanı Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairdir. Ancak daha sonra bilinçlenir ve geleceğin Türkiye’si idealine inanır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Eserleri

Yaban

Yaban Romanı Hakkında

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ismi ilk olarak akla Yaban adlı romanı getirir.

Yaban Romanının Kısa Özeti

Romanın baş kişisi paşa oğlu Ahmet Celal’dir. Yedek subay rütbeli olarak I. Dünya Savaşı’na katılmıştır.  Bu savaşta bir kolunu kaybetmiştir.  Bu durumdan dolayı çok üzüntü duyan Ahmet Celal umutsuzluğa düşmüştür ve çaresizlikler içindedir.

İstanbul’un İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilmesi üzerine emir eri Mehmet Ali’nin çağrısı ile Anadolu’nun Porsuk Çayı kıyılarındaki bir köye yerleşir. Ahmet Celal bu köyde Emine adlı bir kadına aşık olur. Fakat Ahmet Celal’in sevdiği kadın Mehmet Ali’nin kardeşi olan İsmail’in karısıdır. İlerleyen dönemlerde köyü Yunan kuvvetleri işgal eder. Köylü bu işgali umursamamaktadır.

Yunan kuvvetleri köydeki evleri yakıp yıkarken köy ahalisi bazı şeylerin farkına varır. Ahmet Celal ise işgal altındaki köyden sevdiği kadın olan Emine ile kaçmak istemektedir fakat bir süre sonra bu ikili yaralanmıştır. Ahmet Celal ve Emine geceyi bir mezarlıkta geçirip sabah olunca da yola çıkmak isterler. Ahmet Celal, ağır yaralı ve kımıldayamayacak halde olan Emine’yi orada bırakır. Bilinmeyen bir yöne doğru gider.  Yaşadıklarını  yazdığı defterini bir subayın bulup okuması umuduyla Emine’ye bırakır.

Romanları

  • Kiralık Konak
  • Yaban
  • Nur Baba, Hüküm Gecesi
  • Sodom ve Gomore
  • Ankara, Bir Sürgün
  • Panaroma, 2 cilt
  • Hep O Şarkı.

Hikaye:
Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.

Anı:
Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kısaca Hayatı ve Eserleri Konusunda Kaynak Linkler:

https://www.bilgidemeti.com/yakup-kadri-karaosmanoglunun-kisaca-hayati-ve-eserleri

https://iletisim.com.tr/kisi/yakup-kadri-karaosmanoglu/4803

Tamamını Oku

Edebiyat

Suat Derviş (1903-1972), Hayatı ve Edebi Kişiliği

Fosforlu Cevriye’nin yazarı Suat Derviş, 1903 yılında İstanbul’un Moda semtinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Hatice Saadet Baraner’dir.  Köklü ve varlıklı bir ailenin ortanca çocuğudur. Dedesi, Osmanlı Döneminde Avrupa’ya burslu gönderilen altı kişilik ilk öğrenci grubunda yer alan kimyager Müşir Derviş Paşa’dır. 1933’te İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülen Darülfünûn’un kurucularındandır. Babası İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi hocalarından, jinekoloji profesörü doktor İsmail Derviş Bey’dir. Suat Derviş’in anne tarafından kökleri ise Osmanlı Hanedanı’na uzanmaktadır. Aile üyeleri Osmanlı’nın aristokrat ve ilerici kesimindendir.

Suat Derviş, modernleşme yanlısı Osmanlı aydınları olan anne ve babası sayesinde o dönemin az sayıdaki iyi eğitimli kadınlarından biri olmuştur. Evde mürebbiyelerle yetiştirilmiş, Fransızca ve Almanca öğrenmiştir. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’nde ve savaş zamanında eğitimin kesintiye uğramaması için açılmış bulunan Bilgi Yurdu’nda devam etmiştir.

Suat Derviş’in Yazma Serüveni

Suat Derviş çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duymuştur. Eserlerinin gazetelerde yayımlanmasını sağlayarak ona yazarlık yolunu açan kişi ise şair Nâzım Hikmet olmuştur. Nâzım Hikmet, Suat Derviş’in 15 yaşındayken yazdığı “Hezeyan” başlıklı mensur şiirini ondan habersiz Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekine gönderir ve şiir gazetede yayımlanır. Böylece çocuk denecek yaşında ilk eseri basılmış olur. İlk şiirinin yayımlandığı 1918’den itibaren Suat Derviş yazılarını, hikâyelerini gazeteye göndermeye devam etmiştir. Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekini yöneten Yusuf Ziya Ortaç, Suat Derviş’i edebiyat dünyasına “Türk edebiyatının göklerine doğan yeni bir yıldız” olarak tanıtmıştır. “Hezeyan” şiirini “Nasıl Çalışırlardı?” başlıklı hikâyesi izlemiştir. Mehmet Rauf ise henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş’i “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi” olarak nitelendirir.

Suat Derviş’in İlk Romanı Kara Kitap

Suat Derviş’in ilk romanı “Kara Kitap” 1921 yılında yayımlanmıştır. “Kara Kitap”, edebiyat dünyasında hayret, şaşkınlık ve beğeniyle karşılanmış, esinini bir Avrupa romanından aldığı düşünülmüştür. Suat Derviş bu eserinde ölüme mahkûm güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlatmıştır. Kara Kitap Suat Derviş’in batılı yetişme tarzının ve bu yönde aldığı eğitimin, yaptığı okumaların izlerini taşımaktadır. Bu erken dönem romanında Batı’nın gotik edebiyatının unsurlarını bulmak
mümkündür. Kara Kitap dönemin edebiyat ortamında iki yönden şaşkınlıkla karşılanmıştır; o zamana kadar Türk edebiyatında benzeri görülmemiş bir tarzda yazılmış olmasının yanı sıra çok genç bir kadın yazarın eseridir.

İlk romanı yayımlandığı sırada Suat Derviş Alemdar gazetesinde çalışmaktadır. 1922’de Ankara Hükümeti’nin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Bele ile ilk röportajı Alemdar gazetesi için kendisi yapmıştır. Yabancı dil bilen bir gazeteci olarak 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izlemiştir. Bu durum ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını kazandırmıştır. Suat Derviş bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam Gazetesi’ne geçmiş ve bir kadın sayfası hazırlayarak bu gazetede “özel sayfa” hazırlanması konusunda öncü olmuştur.

İlk romanı Kara Kitap’ı, 1923’te yayımlanan “Hiçbiri” ve “Ne Bir Ses Ne Bir Nefes”, 1924’te yayımlanan “Buhran Gecesi” ve “Fatma’nın Günahı”, 1928’de “Gönül Gibi”, 1931’de Latin harfleri ile yazdığı ilk eseri olan “Emine” adlı romanları izlemiştir. Bu romanlarında İstanbul’un aristokrat yaşamından kesitler sunmuş; kadınların toplumsal sorunlarını ve özgürlük taleplerini irdelemiştir. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrilmiştir.

Almanya Günleri

1927 yılında gazeteciliği bırakır ve  konservatuar eğitimi için Almanya’ya gönderilir. Berlin’deki Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri alır ancak bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırır.

Almanya’da faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği bu yıllarda öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalışır, yazılar yazar. Yazıları önemli edebiyat ve sanat dergilerinde, siyasi gazetelerde yayımlanır. Böylece Suat Derviş, Halide Edip’ten sonra yurt dışında yazıları çıkan ilk kadın yazarımız olmuştur. Hitler iktidarı ile birlikte, Nazi yanlısı olmayan gazete ve dergilerin yayınlarına son verildiği için gazeteciliğe devam edemez. 1933’te babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olamadan Türkiye’ye dönmüştür.

Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımlamaya başlamıştır. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürmüştür. 1934’te “Onu Bekliyorum”, 1935’te “Onları Ben Öldürdüm”, 1936’da “Baba-Oğul” tefrika romanları yayımlanır. 1937’de yayımlanan “Bu Roman Olan Şeylerin Romanı” ile 1938’de yayımlanan “İstanbul’un Bir Gecesi” toplumsal gerçekçi çizgiye geçiş romanları olarak kabul edilir.

1935’te, Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan aylık “Resimli Ay” dergisinde çalışmaya başlamış ve bu derginin, içinde dönemin çok önemli yazar ve gazetecilerinin bulunduğu çevresine girmiştir. 1936 yılında “Son Posta” gazetesi için muhabirlik yapmaya başlamıştır. Gazete adına, Boğazlar sorununun görüşüldüğü Uluslararası Montrö Konferansı’nı izlemiştir.

Sovyetler Birliği Gezisi

1936 yılından itibaren Tan gazetesinde çalışmaya başlar. Bu gazetede çalışmak gazetecilik yaşamında önemli rol oynamıştır. Kadın sorunlarına değinmiş ve dış siyaset haberleri yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Avrupa’daki politik gelişmeleri izlemek üzere yazarlarını dış ülkelere gönderen gazete, Suat Derviş’i de Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri izlemekle  görevlendirmiştir. Bu dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.

Sovyetler Birliği dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, “komünist” olarak damgalanmasına neden olmuş ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmıştır. Hemen arkasından 1937’de tefrika edilen “Bu Roman Olan Şeylerin Romanı” Derviş’in gazeteciliğinin romancılığını da etkilemeye başladığını ortaya koyar. 1938’de “Bir İstanbul Gecesi” tefrika edilmiştir. “Hiç” adlı romanı 1939 yılında yayımlanmıştır. Ancak politik görüşlerinden dolayı, “Hiç”i yayımlanmasından itibaren yaklaşık otuz yıl boyunca hiçbir yayınevi, Derviş’in romanlarını basmaya yanaşmamıştır.

Yeni Edebiyat Dergisi

Suat Derviş dört evlilik yapmıştır. Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes ve Nizamettin Nazif Tepedelenli ile yaptığı ilk üç evliliğine ilişkin pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Derviş 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile evlenmiştir. Baraner, Mustafa Kemal Atatürk’ün de teyzesinin oğludur. Baraner ile tanışmaları “Yeni Edebiyat” dergisi aracılığıyla olur. Yeni Edebiyat, toplumcu edebiyat anlayışına sahip pek çok yazarı bir araya getiren, dönemin yaygın edebiyat anlayışına karşı eleştirel bir tutum ortaya koyan, 15 günde bir yayımlanan sanat, edebiyat ve fikir dergidir. Suat Derviş, Süs ve Resimli Ay gibi dergilerdeki deneyimleri sayesinde bu derginin yönetim ve karar mekanizmasında aktif bir şekilde yer almıştır. Aynı zamanda dergiye eleştiri yazıları başta olmak üzere, edebiyat yazıları da yazmıştır.

Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat’ın kadrosunda Abidin Dino, Sabahattin Ali, Hasan İzzettin Dinamo, Attilâ İlhan, Orhan Kemal, Mehmet Seyda gibi yazarlar bulunur. Dergi Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo, İlhan Tarus, A. Kadir gibi genç yazarların ilk hikâye ve şiirlerini yayımlayarak tanınmalarına yardımcı olmuştur. Ancak kadrosunda TKP genel sekreterinin de bulunması ‘yarı-ideolojik’ olarak değerlendirilmesine neden olmuştur.  Yeni Edebiyat, 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 tarihleri arasında 26 sayı yayımlanmış ve 1941’de sıkıyönetim tarafından kapatılmıştır.

1944’te Suat Derviş’in daha sonra “Ankara Mahpusu” adıyla yayımlanacak olan “Zeynep İçin” romanı tefrika edilir. Aynı yıl “Biz Üç Kız Kardeşiz”, “Fosforlu Cevriye” ve “Çılgın Gibi” gazetelerde yayımlanır. Bu döneme kadar eserlerini gerçek adıyla yayımlamışken, bir yandan Nazizme ve faşizme karşı yazılar yazdığı için 1930’ların sonundan itibaren gerçek ismini kullanarak çalışamaz hale gelmiş ve 1940’larda takma ad kullanmaya başlamıştır. Bunda “Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?” adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasının da etkisi olmuştur.

Tutukluluk ve Hapislik Dönemi

Suat Derviş, 1944 yılında TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte
gizlendikleri evde tutuklanmıştır.  Sorgu sırasında çocuğunu düşürmüştür. Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanmış ve 8 ay tutuklu kalmıştır. Reşat Fuat Baraner ise, yedi yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm olmuş, 1950 affında tahliye edildikten sonra, 3 Kasım 1951’de yeniden tutuklanmış; bu defa, TKP Merkez Komitesi üyesi olarak yargılanıp yedi yıla mahkûm olmuştur.

Suat Derviş hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntılar çekmiştir. Geçimini sağlamak için editörlük, Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler yapmıştır. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazmıştır.1947’de “Büyük Ateş “, 1950’de “Yaprak Kıpırdamasın” 1962’de “Aksaray’dan Bir Perihan” romanları tefrika edilmiştir. “Sınır” adlı romanı Remzi Kitabevi tarafından satın alınmış ancak basılmamıştır. Ardından “Şoför Mustafa”, “Kendine Tapan Kadın” ve “Yeniden Yaşayabilseydik” romanları tefrika edilmiştir. Sovyetler Birliği’nde Rusça olarak yayımlanan “Aşk Romanları” adlı
bir romanı daha bulunmaktadır.

İsveç Yılları

Suat Derviş, 1951’de tekrar tutuklanan eşinin yargılanmaya başladığı 1953 yılında kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık- bir kez daha yurt dışına çıkmış ve ablasının yanına İsveç’e gitmiştir. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımlamaya başlamıştır. Kendisini yurtdışında tanıtacak kitaplar kaleme almıştır. “Zeynep İçin” romanını “Ankara Mahpusu” adıyla yeniden yazmış, ablası Hamiyet Hanım ile birlikte Fransızca’ya çevirdiği roman 1957’de “Le Prisonnier d’Ankara” adıyla yayımlanmış ve ardından on sekiz dile çevrilmiştir. Hakkında o kadar
olumlu değerlendirmeler çıkmış ve roman eleştirmenler tarafından öyle beğenilmiştir ki; Ivo Andriç’in Drina Köprüsü ile kıyaslanmış, ondan bile daha iyi bulunmuştur.

Suat Derviş’in, Türkiye’de kitap olarak yayımlatma olanağını bulamadığı “Çılgın Gibi” adlı romanı da “Les Ombres du Yali” (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlanmıştır. Bu dönemde başta Les Lettres Français dergisinde yayımlanan “Fukara Ölüsü” gibi hikâyeleri, önemli Fransız dergilerinde (Horizon, Les Femmes d’Aujourdhui, Les Femmes Françaises, Eve ve Antoinette, Parisien Libre gibi) yayımlanmıştır. Batı Almanya’da Kölnischer Anzeiger, Morgenpost ve Bild gibi gazetelerde makaleleri, Avusturya’da Volksstimme gazetesinde hikâyeleri yayımlanmıştır.

1960’lı yıllarda, siyasi ortam değiştiğinde de Suat Derviş’in romanları için durum değişmez. Üstelik bu dönemde Suat Derviş Fransa’da, Almanya’da, Sovyetler Birliği’nde romanları yayımlanan bir yazardır. Türkiye’de pek çok yazardan önce Suat Derviş’in romanları çevrilmiştir.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş, eşi Reşat Fuat Baraner 1963 yılında hapisten çıkınca yurda döner.  Eşinin kurduğu Doğu Batı Tercüme Bürosu’na çeviriler yapmaya başlar. Bu arada takma isimlerle roman ve hikayeler, çocuk masalları yazmış,
tercümeler yapmıştır. “Aksaray’dan Bir Perihan” adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edilmiştir. 1944-1945 yıllarında tefrika edilmiş olan “Fosforlu Cevriye” öğrenci olaylarının büyüdüğü 1968 yılında “Ankara Mahpusu” ile birlikte, May Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.

Fosforlu Cevriye, Suat Derviş’in Türkiye’de kitaplarını bastıramadığı dönemde Türkiye’de kitap olarak basımından on bir yıl önce  1957 yılında Rusça olarak Sovyetler Birliği’nde yayımlanmıştır. Romanın çevirisi Orhan Kemal, Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday ve Sabahattin Ali’nin eserlerini de Rusçaya çeviren Türkolog Radi Fiş tarafından yapılmıştır.

Suat Derviş, 1968’de eşini kaybetmiş,  çok üzülmesine rağmen yazma uğraşı ve mücadelesini devam ettirmiştir.

Fosforlu Cevriye romanı çok büyük ilgi görmüş, Suat Derviş hayattayken ondan daha ünlü olmuş, onun maddi sıkıntılarını bilen yapımcılar tarafından düşük ücretler karşılığında sinemaya uyarlanmış, ücretinin tamamı bile ödenmemiştir. Suat Derviş 4 Eylül 1968’de bir film şirketi sahibine yazılmış bir pusulayla Fosforlu Cevriye senaryosundan kalan 150 lirayı istemek durumunda kalmıştır: “Bu kadar küçük bir para için sizi hiçbir zaman rahatsız etmek istemezdim. Fakat 20 gün evvel kocamı kaybettim. Bu kadar gülünç bir paraya ihtiyacım var.”

1969’da “Bana Derler Fosforlu” Filmi Ertem Göreç tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Başrollerini Türkan Şoray ve Engin Çağlar oynamıştır

Fosforlu Cevriye,  1969’da “Bana Derler Fosforlu” adıyla Ertem Göreç tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Başrollerini Türkan Şoray ve Engin Çağlar oynamıştır. Suat Derviş eserin tiyatro uyarlamasını ölümünden hemen önce kendisi yapmış ve uyarlamayı Gülriz Sururi’ye ithaf etmiştir. Fosforlu Cevriye daha sonra, Gülriz Sururi yönetiminde sahnelenmiştir.

Ölümü

Suat Derviş, 197o yılından itibaren çeşitli sağlık sorunları yaşamaya başlamıştır. Moskova’da göz ameliyatı olduktan sonra yurda dönmüş ve  Cumhuriyet döneminin ilk kadın şair ve gazetecilerinden, sosyalist ve sendikalist hareketlerin öncülerinden gazeteci-yazar Neriman Hikmet (Öztekin) ile beraber 1970’te “Devrimci Kadınlar
Birliği’nin kuruluşunda görev almıştır. Bu dernek 1971’de kapatılmıştır.

Ertesi sene Suat Derviş, Gülriz Sururi için Fosforlu Cevriye’yi senaryolaştırdıktan kısa süre sonra
şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırılmış ve 23 Temmuz
1972’de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde hayatını kaybetmiştir. Feriköy mezarlığına, Reşat
Fuat Baraner’in yanına gömülmüştür.

Suat Derviş’in Eserleri

Roman
• Kara Kitap (1921)
• Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923)
• Hiçbiri (1923)
• Ahmed Ferdi (1923)
• Behire’ninTalibleri (1923)
• Fatma’nın Günahı (1924)
• Ben mi (1924)
• Buhran Gecesi (1924)
• Gönül Gibi (1928)
• Emine (1931)
• Hiç (1939)
• Çılgın Gibi (1934)
• Yalının Gölgesi (1958)
• Fosforlu Cevriye (1968)
• Ankara Mahpusu (1968, ilk olarak 1957’de Paris’te Fransızca)

İnceleme
• Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum? (1944, İstanbul, Arkadaş Matbaası,64 sayfa

Yararlanılan Kaynaklar:

–  Liz Behmoaras, Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi, Doğan Kitap, 2017.
–  Çimen Günay (Erkol), “Toplumcu Gerçekçi Türk Edebiyatında Suat Derviş’in Yeri”, Yüksek Lisans
Tezi, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Bölümü, Ankara,
2001.

Toplumcu Gerçekçi Yazarlarımız
https://www.bookdepository.com/LES-OMBRES-DU-YALI-DERWISHSUAT/9782752905512?ref=grid-view

Tamamını Oku

Öne Çıkanlar